İşgale Direnen Tıbbiyelilerden Tıp Bayramına

14 Mart’ta bildiğiniz gibi Tıp Bayramı kutlanıyor. İlk kutlama İstanbul’un işgali üzerine o zamanki Tıbbiyeliler tarafından işgale tepkilerini dile getirmek üzere 1919’da yapılmıştı.

Bunu bir bayram değil milletin derdiyle dertlenerek, toplumsal sorumluluk ve vatan sevgisi sonucu ortaya çıkan bir refleks olarak kabul etmek sanırım daha doğru olsa gerek. Nitekim o dönemde 1915’te birçok genç Tıbbiyeli’nin Çanakkale’de, birçok hekimin Sarıkamış’ta  şehit olduğunu biliyoruz.  “Tıbbıyeli Hikmet” namındaki hekimin Sivas Kongresi’nde yerinden fırlayarak yaptığı hararetli konuşmalar tarih kitaplarımızda duruyor.

Şunu söylemek istiyorum. Şükürler olsun ki toplumsal ve sosyal duyarlılığı olan bir milletiz. Hekimlerin de dünden bugüne yaşadıkları dönemin yurtiçi ve uluslararası konularına bigane kalmadıklarını, hikmet’le hareket ettiklerini,  sosyal dönüşümlerde  toplumda öncü rol üstlendiklerini görüyoruz.

Dünya Sağlık Örgütü sağlığı “bedensel, zihinsel ve toplumsal olarak tam bir iyilik hali“ olarak tanımlamıştır.

Hekimin bedensel ve zihinsel iyiliğe yaptığı katkıları anlamak için Yunus Emre’nin dizelerini hatırlamamız uygun olacak.

Bir hastaya vardın ise
Bir içim su verdin ise
Yarın anda karşı gele 
Hak şarabın içmiş gibi

 

Hekimin hastaya bir içim su vermenin ötesinde şifaya vesile olmak için müdahale ve ameliyat dahil çalıştığı kurumdaki mesaisinin tamamı iyilik, yardım ve bir yönüyle ibadetten ibarettir. Hekimlerin bir adım öteye giderek çalıştığı kurumlardaki mesaisi ile yetinmeyip bazen izinlerini kullanarak yurtiçinde ve yurtdışında sağlığa ihtiyacı olanlara el uzattığını görüyoruz. 

Yurdumuzda ihtiyac olan bölgelerdekiler kadar Afrika’da Afganistan’da, Etyopya’da “yaratılana Yaratandan ötürü hizmet “ prensibiyle  yapılan sağlık hizmetlerini iftiharla takip ediyoruz. Türk hekimleri Afrika’da binlerce kataraktlı hastanın gözünü ameliyat ederek onların gözlerini dünyaya açıyorlar. 80 milyon nufusuna 3000 hekimle hizmet vermeye çalışan Necaşi’nin ülkesi Etyopya’da (Habeşiştan) ameliyatlarla,ilaçlarla dua alıyor, hizmet ediyorlar.

Haiti’de, Endonezya’da deprem yaralarını sarıyorlar. Yunus Emre’nin ölçüleriyle bu gayretler her türlü takdirin üzerindeki erdem ve fazilet örnekleridir. Bu sağlık hizmetleri; sağlık tanımında hekimlere yüklenen toplumsal sorumluluk kadar milletimize has civanmertlik ruhu ile açıklanabilir.

14 Mart 2010 hekimlerin sosyal sorumluluk anlayışı ile öğretmenlerimizin ülkemize yaşattığı eğitim seferberliğine eş bir sağlık seferberliğinin başlama günü olsun diye temenni ediyoruz.

Madalyonun ülkemiz hekimlerine bakan öbür tarafında ise hekim- hasta diyaloğu açısından olumlu bir tablonun olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Hekimlerle ilgili hemen her yazıya gelen yorumlarda olumsuz ve hatta hakarete varan değerlendirmelerin yapılmasına alıştık.

Böyle bir yazıya dahi “sen böyle yazıyorsun ama” diyerek başlayan ifadelerle yaşananların hasta tarafından görüldüğü şekliyle yapılan yorumların geleceğini tahmin etmek zor değil. Halbuki bu şikayetlerde dile getirilen aksaklık ve problemlerin çoğu esas hekimlerin sorunudur. Hastanın hastalığı boyunca kaldığı hastanede hekimler hemen hemen tüm zamanlarını geçiriyorlar.

Hekimlerde hastasına yeterli vakit ayırıp problemini tam anlayıp uygun tedaviyi vermek istiyorlar. Hekimlerde dünya standartlarında bir sağlık hizmeti vermek istiyorlar. Bu listeyi uzatmak mümkün.  Özü şu;  hastaların hak olarak gördükleri her talep aynı zamanda hekimlerin hakkı ve talebidir.

Hekimlerin rahatsız olduğu bir diğer konu hekimlerin bazen  idareciler tarafından, bazen basında çıkan haberlerle “ eli vatandaşın cebinde, paragöz meslek erbabı olarak takdim edilmesidir. Hekimlerin suiistimal ve suça bulaşanları tabii ki deşifre edilmeli ve cezalandırılmalıdır. Ancak basında örnek oluşturacak sağlık hizmetleri ve fedakar hekimlerin çalışmalarının yer alması hem bu tür faaliyetlerin yaygınlaşmasına, hem toplumun hekime olan güveninin artmasına neden olacaktır.

Bu günlerde sık dinlediğimiz doğru bir tespit var. “Bir meslek grubunun içinden çıkan çürük elmalar yüzünden tüm meslek erbabı suçlanmamalı ve rencide edilmemelidir  “ .  Hekimler bu hakşinaslığın kendilerinden esirgenmemesini bekliyorlar.

14 Mart doktorların işgale direndiği gün, 18 Mart Çanakkale şehitlerini anma günümüzdür. Birbirimize işte bu kadar yakınız.

Hekimlerimizde topyekün olarak 14 Mart 1919, toplumuzda 18 Mart Çanakkale ruhunun dirileceği günler gerçek bayram olabilir. Onlar tarihin kendilerden beklediği misyonu hakkıyla eda ettiler. Onun için onları rahmetle anıyoruz.

 

Gelecek nesiller tarafından rahmetle anılacak hayatlarla, hizmetlerle nice bayramlar diliyorum. 


Dr. Saim ŞENDİL / Haber 7
Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.