HAT

Çizgi, kalemle yazı yazmak. Kur’ân-ı kerîm harfleri ile yazılmış san’atlı yazı için Hüsn-i hat (güzel yazı) tâbiri kullanılmıştır. Çizme, yapma, kopye, basma ve işleme yazıları asıl hat yazısından ayrı yazılardır.

Kur’ân-ı kerîm harf ve yazıları estetik ve güzellik bakımdan fevkalâde olup, muteber din kitaplarında; Âdem aleyhisselâmın Cennet’te iken, Cennet’in her yerinde ve arş üzerinde bu harflerle Kelime-i tevhîd yazısını gördüğü bildirilmektedir.

İslâmiyet’in ilk yıllarında kullanılan yazı çeşidi hakkında muhtelif rivayetler vardır. İslâm âleminin ilk yazı yazanları Resûlullah efendimizin vahiy kâtipleri oldu. Hazret-i Ali, hazret-i Muâviye bunlardandır.

Beşinci asrın ikinci yarısında Mekke’de dik ve köşeli ma’kılî yazısı ile yuvarlağımsı Şâmî yazısı kullanılırdı. Ma’kılî olan ilk İslâm yazısı, kısa zaman içinde kûfi yazı ile tekâmül etti. Hazret-i Ali bu sahada güzel örnekler verdi. Son Abbasî halîfesi Mu’tasım Billah’ın kölesi Yâkût-i Musta’simî, kaleminin ucunu eğri kesmek suretiyle hat san’atında Aklâm-ı sitte (altı kalem) denilen yazı çeşitlerinin gelişmesinde yeni bir çığır açtı. Bundan dolayı kendisine yenilikte bulunan mânâsına hattât ünvânı verildi.

Osmanlılarda hattatlara hoş-nüvist (güzel yazı yazan) ve hûb-nüvist de denildi. Yazı çeşitlerine de ta’lik-nüvist, celî-nüvist gibi isimler verilmiştir. Osmanlıların hat san’atına büyük hizmetleri oldu. İslâmî san’atlar arasında en ziyâde ileri götürdükleri san’at, hat san’atı olmuştur. Bu güzel san’atta hüner ve dehâ sahibi kişiler yetiştirmişlerdir. Osmanlı hükümdar, âlim, edîb ve şâirlerinin çoğu hattattır. Gelibolulu Ali’nin Menâkıb-ı Hünerverân’ı, Nefeszâde’nin Gülzâr-ı Savâb’ı, Suyolcuzâde’nin Devhât-ül-küttâb ve Müstekîmzâde’nin Tuhfe-i hattâtîn’i gibi hat san’atı ustalarının hayâtlarını anlatan eserler yazılmıştır.

Hüsn-i hat yazılarının çeşitleri şunlardır:

1- Ma’kilî yazısı: Harflerin hepsi düz, köşeli, hendesî ve donuktur. Ma’kilîye, hatt-ı satrancilî de denildi. Bu yazı İslâmiyet’ten önce âbide yazısı olarak kullanıldı. El ve kalemle yazarak değil, hendese ve nakış aletleriyle çizerek vücûda getirildi. İslâmiyet’ten sonra da aynı şekilde kullanıldı. Kalın ve ince olmak üzere iki çeşidi vardır.

2- Kûfî yazı: Ma’kilîden farklı olarak düzlük ve yuvarlaklık muayyen nisbetler altında karıştırılıp, kalem ona göre ayarlanarak yazışta hareket hâkim kılındı. El ve kalemle yazılarak vücûda getirilen Kûfî hattı, zor bir san’at ve meleke işi olup, bu hususda, hazret-i Ali çok güzel kûfî örnekleri verdi. Kûfî yazısına ümmü’l-hutût yâni yazıların anası dendi. Yazma ve yapma kûfî gibi çeşitleri vardır.

3- Sülüs kalemi: Sülüsde her harfin, altıda dört (4/6) parçası düzümsü, altıda ikisi (2/6) de yuvarlağımsıdır. 24 kıl kalınlığına Tomar adı verildi. Bu kalınlığın üçte birine (1/3) sülüs dendi. Mikyâs-ül-hat, mîzân-ül-hat diye meşhûr oldu. Sülüs, her yazının temeli olup, daha çok hat öğretmek için kullanılır.

4- Nesih kalemi: Sülüse tâbi olup, kalınlığı sülüs kaleminin üçte biri (1/3) kadardır. Kur’ân-ı kerîm yazılmasında kûfî hattının yerine geçtiği için nesih denildi. Aklâm-ı sitte’den sülüs ile nesih, güzellikte birinci gelir. Bu hat daha çok mushaf, tefsir, hadîs ve benzeri eserlerin yazılmasında kullanıldı.

5- Muhakkak kalemi: Her harfin bir buçuk hissesi düz, kalanı yuvarlağımsı, kalınlığı sülüs kalemi kadar olan hüsn-i hat şeklindedir.

6- Reyhânî kalemi: Muhakkak kalemine tâbidir. Kalınlığı nesih kalemi gibidir.

7- Tevkî kalemi: Yarısı düzümsü, yarısı yuvarlağımsıdır. Kalem kalınlığı sülüse yakındır. Divanî ve Celî Divanî bunun geliştirilmişidir. Devlete mahsus evraklarda, ferman ve berâtlarda kullanılmıştır.

8- Rik’a kalemi: Düzlüğü ve yuvarlaklığı değişik, çoğu harfleri bitişiktir. Çok sür’atli yazıldığı, seyyal ve stenoğrafik olduğu için Osmanlılar bu yazıya hatt-ı icâze dediler.

9- Ta’lik kalemi: Her harfi yuvarlağımsı olup, düz harfi yoktur. Meşk kalemi diye meşhurdur. Hafî ve celî ta’lik de denir. Hat üstâdları talebelerine sülüs ve nesihden sonra ta’lik öğretmeyi tercih etmişlerdir.

Osmanlılarda; hatt-i târihler, şiir ve kasîdeler reyhânî; mushaf, en’âm ve duâ kitapları nesih; tefsîr ve hadîs kitapları ta’lik; vâli, sancak beyleri ve kâdı gibi yüksek me’murlara verilen ferman ve beratlarda, mektup ve tahrîrâtta (yazışmada) rik’a yazı kullanılmıştır.

Osmanlı yazı san’atının temeli Fâtih devrinde atıldı ve üç kıt’aya yayılan devletin her tarafında bilhassa merkezi olan İstanbul’da çok gelişti. Sultan İkinci Bâyezîd Han Amasya’da vâli iken, şehir, devrin hat merkezi idi. Bu şehirde tanıdığı ve çok îtibâr ettiği Şeyh Hamdullah Efendi’yi, pâdişâh olunca İstanbul’a getirmesi hat san’atında yeni bir ekolün doğuşunu hazırladı. Şeyh Hamdullah Efendi’nin hocası Maraşlı Hayreddîn Efendi idi. Edirneli Yahyâ Sûfî vasıtasıyla Yâkût-i Muşta’sımî’nin Abdullah Siyrafî kolunu yürütmüştür. Sultan İkinci Bâyezîd Han, Hamdullah Efendi’ye mevcut yazı numunelerini vererek; “Şeyhim acaba kendimize has bir yazı üslûbu meydâna getirmek mümkün müdür?” diye dileğini bildirdi. Şeyh Hamdullah Efendi kırk günlük bir çalışmadan sonra, o zamana kadar yazılmakta olan Yâkût-i Musta’sımî’nin altı çeşit yazısını yeni bir üslûb ve karakterde yazmayı başardı. Bundan sonra beş yüz sene Osmanlı Devleti’nin binlerce hattatı bu yolda eserler vererek, bütün İslâm âlemine kendilerini kabul ettirdiler.

O zamana kadar hat san’atı kendi başına müstakil bir san’at kolu sayılmamakta ve boş kalan yerleri süslemelerle doldurulan bir san’at kolu idi. Hamdullah Efendi, yazı içinde süsleme kabul etmeyen bir hattattır. Yazı çeşitleri içinde en çok sevdiği ve yazdığı, nesih ile sülüs yazılarıdır.

Bu devirde hat san’atının en önde gelen isimlerinden bir diğeri de Ahmed Karahisârî’dir. Hocası Esedullah Kirmânî olan Karahisârî, Hamdullah Efendi gibi sultan Bâyezîd Han tarafından İstanbul’a getirtilmiştir. Bütün hayâtı boyunca Yâkût-ı Musta’simî’nin yolunda olmuş, bilhassa o devirde müsennâ adı verilen celî ve değişik bir tarzda yazdığı sülüs nevî yazıda şaheser örnekler ortaya koymuştur. Kendisinden sonra da üslûbunu Hasan Çelebi devam ettirmiştir. Ahmed Karahisârî’nin yadigâr bıraktığı eserler içinde en önemlisi Topkapı Sarayı Mukaddes emânetler dâiresi için Kânûnî Sultan Süleymân Han adına yazdırılan büyük boydaki Kur’ân-ı kerîmdir. Her sayfası üç satır kalın reyhânî, diğer satırları nesih yazı ile yazılmıştır.

On altıncı yüzyılın son yarısı ile on yedinci yüzyılda sülüs ve nesih yazı gelişerek çok değerli hattatlar yetişti. Bunlar güzel yazılarıyla Hamdullah Efendi üslûbunu devam ettirdiler. Bu hattatlardan en meşhurları; Sultan Ahmed Câmii’nin yazılarını, yazmış olan müderris ve kâdı Diyarbakırlı Kasım Gubârî, Pîr Mehmed, Hasan Üsküdârî, Hâlit Erzurûmî, Dördüncü Murâd Han’ın nedîmi Tıfli Ahmed, Derviş Ali ve Ayasofya Câmii’nin büyük levhalarını yazmış olan Teknecizâde İbrâhim Efendi’dir. Derviş Ali Efendi’nin en değerli talebesi sülüs ve nesihte bir mektep kuran İstanbullu hattat Hâfız Osman Efendi’dir. Hâfız Osman’dan başka; Suyolcuzâde, Eyyûblü Mustafa Efendi ve Ağakapılı İsmâil Efendi gibi değerli talebeleri vardır.

Sultan İkinci Mustafa Han, Hâfız Osman’ın talebelerinden olup, yazılarına “Derviş Mustafa Âl-i Osman” yazısını (ketebesini) koymuştur. Sünbülîye yoluna mensûb olan Hâfız Osman Efendi, Aklâm-ı sitte denilen altı çeşit yazıda üstâd olmuştur.

Ta’lik yazıda ilk defa Tophaneli Nûrî Çelebi şöhret bulmuştur. Kânûnî Sultan Süleymân Han, hatt-ı hümâyûnlarını bu yazı ile yazmıştır. Sultan dördüncü Murâd Han da güzel ta’lik yazardı. Hocası, Şeyhülislâm Tulumcuzâde Abdurrahmân Efendi’dir.

On sekizinci yüzyıldaki Osmanlı pâdişâhlarından sultan ikinci Mustafa ile kardeşi sultan üçüncü Ahmed, güzel yazı yazan hattatlardandır. Sultan üçüncü Mustafa Han, hatt-ı hümâyûnlarında ta’lik kırması denilen yazıyı kullanırdı. Üçüncü Selim Han da hatt-ı hümâyûnlarını ta’lik yazı ile yazmıştır. Bu yüzyılda sülüs ve nesih yazıda yetişmiş olan büyük hattatlar; Ağakapılı İsmâil Efendi, Seyyid Abdullah ve İsmâil Zühdü Efendi, Eğrikapılı Mehmet Râsim Efendi, Suyolcuzâde Mehmed Necîb Efendi’dir.

Ta’lik yazı mükemmel şeklini on sekizinci yüzyılın ikinci yarısında göstermiştir. Bu yüzyılda, kazasker Abdülbâkî Arif Efendi, Durmuşzâde Ahmed Efendi, Eğrikapılı Hoca Farim Efendi, Mehmed Refî Efendi, şeyhülislâm Veliyyüddîn Efendi ve Mehmed Es’ad Yesârî gibi büyük ta’lik ustaları yetişmiştir.

Türk hat san’atı on dokuzuncu yüzyılda en mükemmel seviyesine yükseldi. Sülüs-nesihte klasik yazı üslûbunu sürdüren hoca hattatların yanısıra, on dokuzuncu yüzyıl başlarında mektep (ekol) sahibi iki hat üstadı görülmektedir. Bunlardan birincisi Mustafa Rakım Efendi’dir. Celî, sülüs ve tuğrada o devre kadar hiç bir hattatın erişemediği dereceye varmış; Sultan İkinci Mahmûd Han da Rakım Efendi’nin talebesi olmuştur. İkinci hat üstadı, Mahmûd Celâleddîn Efendi’dir. Sultan Abdülmecîd Han da Celâleddîn Efendi’nin talebesi olup, hocasının üslûbunda güzel hat örnekleri vermiştir.

Son devir hattatlarının en meşhurlarından Hasan Rızâ Efendi, hat ustalarından Mustafa İzzet Efendi’nin talebesidir. Medreset-ül-hattâtîn’de (Hattatlar medresesinde) sülüs, nesih ve reyhânî hocalığı yaptı. On dokuz adet Kur’ân-ı kerim yazdı. Cihângir Câmii’ndeki levhaları, Sultan Selîm Câmii için yazdığı büyük Hilye-i seâdet, Mekke-i mükerremede makâm-ı İbrâhim’de asılı bulunan ilk dört halîfenin isimleri meşhurdur.

Osmanlılardaki hat ustaları, yazıyı, okuma ve vasfı yanında gözü ve gönlü rahatlatan bir san’at eseri telakkî edip, kaleme aldılar. Bu zümre asırlar boyunca Allahü teâlânın rızâsı yolunda öğrenmek ve öğretmek için ücretsiz olarak bu san’atı devam ettirdi. Hat san’atı eğitim ve öğretimine maddiyâtın (paranın) girmesi ayıp ve günâh sayıldı. Bu nâzik ve nezih hat hizmeti, san’atın zekâtı olarak bilindi. Sâdece devlet, yahut bir vakıf tarafından tâyin edilen hattatın (muallimin) bu maksatla maaş alabilmesi hoş görüldü. Hat üstadlarının evleri, bir meşkhâne gibi muayyen günlerde bir mektep (okul) vazifesi gördüler.

¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾¾

 1) Türk Hattatları (Şevket Rado, İstanbul); sh. 17

 2) Tuhfe-i Hattatîn (Müstakimzâde, İstanbul-1928)

 3) Hat ve Hattatân

 4) Menâkıb-ı Hünerverân (Ali Efendi, 1926)

 

 5) Rehber Ansiklopedisi; cild-7, sh. 137