Plevne'yi Kazansaydık Yıkılmazdık

Mehmet Niyazi Özdemir: Plevne'yi Kazansaydık Yıkılmazdık

Mehmet Niyazi Özdemir, babası Çanakkale'de savaşmış bir araştırmacı. Tarihle ilgili ilk araştırmayı yapmasına "delikanlı, Çanakkale'yi bir daha yazabilir misiniz?" diyen bir Alman profesör sebep olmuş. Sonrasında bir çok araştırmaya imza atan Özdemir, son olarak tarihte pek fazla bilinmeyen Plevne Savaşı'nı yazdı. İşte, tarihe ve tarihçiliğe dair bilmediklerimiz.

Siz hukuk ve felsefe üzerine eğitim almışsınız. Romanlarınızı yazarken bu refleksten yararlandınız mı?
Hukuk, devleti bize tanıtır. Tarih ise devletin biyografisidir. Kendimi büyük tarihçi saymıyorum fakat dünyanın bütün büyük tarihçileri hukuk eğitimi almıştır.

Mesela?
Ahmet Cevdet Paşa, Alman Theodor Mommsen gibi... Tarihçiler vakanüvisttirler.

Felsefe?
Tarih felsefesi açısından olayları topyekun görme şansını size tanır.

Siz bunların tümünü kullanabiliyor musunuz?
O ayrı bir konu. O kabiliyet meselesi. Ben de yeterince olduğuna inanmıyorum.

Öyle söylüyorsunuz ama yazdığınız kitaplara söylediğiniz sözlere de itimat ediliyor...
Yazdığım romanlarda yanlış bir bilgi bulamazsınız. Çünkü birçok kaynakla test ediyorum. Bir kaç kitap araştırıp "bu doğrudur" diye yazmıyorum. Değişik kaynakların delillerini kontrol ediyorum.

Neden Tarih?
Çünkü insanın tabiatı yoktur tarihi vardır. Ben gençlerimizde bir şuur uyanır mı, bizi tanırlar mı, ceddimizi öğrenirler mi, kaygısıyla yazıyorum. Biz büyük bir milletiz. Ama büyüklüğümüz hamasetten öteye gitmiyor, hiçbir şey bilmiyoruz. Mesela, Akşemsettin'i bile tanımıyoruz.

Siz ilk tarihi araştırmanızı ne zaman yaptınız?
1990'lı yıllarda Yazılamamış Destanlar'ı yazmıştım. Balkan Harbi'ni anlatan bir romandır. Çanakkale, Yemen ve en son kitabım Plevne'yi yazdım.

Hukukun tarihe nasıl bir etkisi var?
Sosyal konularla ilgilenen her insanın tarih bilmesi gerektiğini düşünüyorum. İyi bir hukukçu, iyi bir sosyolog ya da iyi bir sosyal psikolog olmak için belli seviyede tarih bilmek şart. O bakımdan kendimi alaylı tarihçi sayarım. Fakat Türkiye'de de tek bir tarihçinin olduğuna da inanmam.

Peki, sizce tarihçi kim?
Eyüp Sultan için "askerleri teşvik etmek ve moral vermek için kurulmuş bir yerdir" diyen tarihçiler biliyorum. Tabi bunu söylerken koskoca bir medeniyete hakaret ettiğinin farkında değildir. Orası kazıldığı zaman, yerden mezar taşı çıkmıştır. Tarihçilerimiz yerine gidip araştırmak mecburiyetinde bile hissetmiyor kendini. "Gözüm kapalı söylediklerine inanırım" dediğim bir tarihçi yok.

Yirmi yıl Almanya'da yaşadınız. Orada Türk Tarihi ile ilgili araştırmalar yaptınız mı?
Elime imkân geçtiği kadar okudum. Ama okumak başka araştırmak başka...

"Tarihimizi batıdan öğrendik" diye bir kabul vardır. Buna katılır mısınız?
Evet, biz batıdan kopya çekiyoruz. Onlar bizim tarihimizi yazıyorlar, biz kendi adımızı koyup yayınlıyoruz. Bir Alman Tarihçi Çin'de kırk sene yaşamış ve Hunlar ve Göktürkler dönemini iki cilt halinde yazmış. Almanca bilen kişiler hep oradan kopya çeker. Orta dönem tarihimiz de Göktürkler'in ikinci dönemi, Uygurlar, Gazneliler ve Karahanlılar'ı da yine Yahudi asıllı bir Alman yazmıştır. Osmanlı dönemini de Avusturyalı tarihçi Hammer-Purgstall kaleme almıştır. Biz ise bu tarihçilerden aşırırız.

Kaçınılmaz bir taraflılık söz konusu o halde...
Hummer-Purgstall 1529'da Kanuni'ye karşı Viyana'yı savunan Albay'ın torunun evinde büyümüştür. Koyu bir Katoliktir. Bize ne kadar objektif bakacağı tartışma konusudur. İngilizler'in Artur Şaraton diye meşhur bir tarihçisi vardır. Mimar Sinan Biyografisi adında bir eseri vardır. O eserin 208. sayfasında şöyle bir tespit yer alır "Türk ve Osmanlı tarihiyle ilgilenen bütün Avrupalıların ortak bir noktası vardır. O da Türkleri tarihlerinden koparmaktır."

Bildiklerimizin hepsi yanlış olan doğrular mı?
Çoğunlukla.

Peki, siz yazdığınız romanlarda oradaki kaynaklardan beslendiniz mi?
Tabi. Ama birbirine test ederek yaptım. Mesela; Plevne'yi yazarken İngilizler oradan bazı notlar almışlar. Ben bu notların hepsine müşterek olduğu noktalardan hareket ederek ve gidip bizzat yerinde kontrol ederek yazdım kitabımı.

Rus kaynaklara baktınız mı?
Rusça bilmediğim için bakmadım ama baktırdım.

Plevne tarihte kaybettiğimiz bir savaş olarak yer alır. Ama siz öyle olmadığını söylüyorsunuz...
Çünkü biz yarma harekâtına giriştik. Yani Ruslar Plevne'yi bizden almış değiller. Sivil halkın yiyeceği, ilacı ve yakacağı bittiği için yarma harekâtına başvuruyorlar. Bunu bizim tarih kitaplarında bulamazsınız. Ben de bir İngiliz'in kitabında buldum. Bir Yahudi bir akşam öncesinden haber veriyor. Çıkacağımız yöre çok kalabalık, toplar tüfeklerle askerler yığılmış. Çünkü Plevne'yi 320 bin Rus askeri kuşatmış. Bizim askerler hasta ve hafif yaralı dâhil 32 bin civarındaydı.

Tarihe ticaret gibi bakıyoruz
Tarihi olayları roman halinde yazıyorsunuz. Neden?
Oradaki atmosferi doğru bir şekilde yaşatabilmek için. Tarih en fazla fırkaya ve alaylara kadar iner. Bir tarih kitabında bir onbaşı ya da erden bahsetmek istisnaidir. Halbuki o savaşın kaderini belirleyen o süngüyü taşıyandır. Ben onlardan da bahsetmek istiyorum. O ruhu oradaki en ufak birimler temsil eder. Bunun etkili olması için doğru olduğunun inancını oluşturmamın şart olduğuna inanırım. "Tarihtir boşver" dedirtmemek için...

Romanın getirdiği bir takım handikaplar vardır. Kurgu ile gerçekliği nasıl birbirinden ayırıyorsunuz?
Benim romanlarımda hiç kurgu yoktur. Plevne savaşı bizzat kendisi kurgudur zaten. O doğal kurgunun üzerinden kitaplarımı yazıyorum.

Roman özelliğinde okuyucuyu heyecanlandırmak için entrikalara da yer verilir...
Yok. Bu tip şeylere başvurmam. Kitaplarımı üslubumla okuturum.

Savaşlarda efsaneler yer alır. Plevne Efsanesi diye bir şey var mı?
Ben görmedim. Yabancılar bu kaynakları tuttuğu için efsane yok. Zaten olsaydı da ben efsaneleri yazmıyorum.

İnandırıcı mı bulmuyorsunuz?
Mantıksız geliyor. Çanakkale harbi ile Sarıkamış harbi aynı tarihlerde olmuştur. Çanakkale'de bize yardım eden ilahi kuvvetler Sarıkamış'ta niye yardım etmesin? Tarihi bilmediğimiz için oluyor bütün bunlar. Tarihimizde bir başarı olduğunda bu başarı bizden değildir deriz, Rabb-ül Alemin'in bir lütfudur, şehitlerimizin, evliyalarımızın ve enbiyalarımızın kudretiyle olmuştur. Bunu bütün büyüklerimiz söyler. Geleneğimizde bu vardır. Fakat bu demek değil ki Peygamberimiz gelip Çanakkale'de harp etmiş. Bizimkiler öyle görüyor. Bu kültürün ifadesi Cevat Paşa böyle söylüyor.

Bilinen bir yanlış var mı?
Plevne'yi hiç bilmiyoruz ki! Mesela; Yunus Bey'i duymamışız. Plevne Savaşı'nda çok önemli bir figür olmasına rağmen.

Neden?
Çünkü tarihe de ticaret gibi bakıyoruz. "Ne yazarsak para getirir?" diye düşünüyoruz. Derdimiz bu. Çanakkale ile ilgili Almanlar 700 eser yazmış. Beni uyandıran da bir Alman oldu zaten. Halbuki babam Çanakkale savaşında bulunmuş. Fakat babam hiçbir zaman anlatmadı. Bir Alman profesör bana "delikanlı, Çanakkale'yi bir daha yazabilir misiniz?" diye sordu. Bir kaç defa aynı soruya muhatap olunca ben de merak ettim. Türkiye'ye geldim ama aradığım hiçbir kaynağı bulamadım.

Plevne'yi ne kadar sürede yazdınız?
Üç yılda.

Yazarken ne tür kaynaklar geçti elinize?
Elimdeki kaynakları kendi üslubumla yazdım. Mesela bir Avusturalyalı hekim Türkler için "yakışıklı insanlardır" diyor. Bunu iki şekilde izah ederiz. Birincisi "alkole el sürmezler çünkü Müslümanlardır ikincisi hanımları Müslüman olduğundan çocukları da cenin halindeyken zührevi hastalıklarla boğuşmak zorunda kalmazlar" diyor. Ben bu gerçekleri alıyorum kendi üslubumla anlatıyorum. O mektuplar doğrudur. Eserlerinden alıp mektup haline çevirdim. Okuyucuya didaktik bir bilgi vermek istemedim.

Çalışmalarınıza duygularınızı ne kadar katıyorsunuz?
Tarihi kitapları yazarken hakkın varlığına inanırım. Bu kişilerin ebedi hayatta bana "benim hakkımı yedin bana ihanet ettin" dememesine dikkat ederim. Bu bakımdan duygularımı kendi yazdığım aşk romanıma saklarım. Tarihi romanlarıma pek duygusallık yansıtmamaya gayret ediyorum. Yansıtsam da zaten faydası yoktur. Yazdıklarım bilinirse subay kadromuz tarafından bir gün değerlendirilir diye düşünüyorum. Biz bu konularda çok cahiliz. Mesela Alman birlikleri ikinci dünya savaşında Nil nehrinin bir koluna gelir, fakat orada köprü yoktur, onlar da savaş tanklarını dereye sürer üzerinden geçerler. Bizler bunu ilk defa Almanların yaptığını zannederiz halbuki önce Gazi Osman Paşa'nın İskil ırmağında yaptığını kimse bilmiyor.

Plevne'nin bilinmemesinin siyasi bir nedeni olabilir mi?
Sanmıyorum. Tarihimiz 1910'lardan itibaren Abdülhamit döneminden sonra çatallaşır. Ondan önce ise menfaat getirmediği için üzerinde durulmadı. Asıl siyaset 1800'lerden itibaren bizim tarihimize girmiştir. Ben Çanakkale ile ilgili yazdığım zaman irili ufaklı 24 tane kitap vardı. Sonradan bu furya başlıyor. Eğer bu kitap satarsa Plevne hakkında ne kitaplar çıkacak. Biz hazırın üzerine konmayı seven bir milletiz. Mesela İkinci Viyana Kuşatması ile ilgili bir tane kitap var mı? Bulamazsınız.

Bu tarihi olayın günümüzün siyasetine ne gibi bir izdüşümü var?
Bu savaştan sonra Komünizm ortaya çıktı ve Osmanlı Devleti bu savaş sonrasında dağıldı. Bizim I. Dünya Savaşı'ndaki mağlubiyetimizi tarif ederken bu savaşı baz almamız gerekir. Bu kadar kıymetli evladını, silahını kaybetmişsen, I. Dünya Savaşı'nda da bunlardan faydalanamamışsın demektir. Mağlubiyetin sebepleri buralardan geliyor. Bu kadar büyük bir gücün başarısızlığı Rusya'da büyük dalgalanmaya sebep oluyor. Tahrip ediyor. O yüzden Plevne'nin günümüze etkileri çok büyüktür.

Savaşı kazansaydık bugün nasıl bir devlet olurduk?
Türkiye cihangir, süper güç olurdu. Düşünsenize bir dönemin en büyük güçlerinden Rusya mağlup oluyor. Türkiye o savaşla birlikte Bulgaristan'ı ve Romanya'yı kaybetti. Bugünkü sınırlara geldi.

Yazmadıklarınız var mı?
Direk konu ile alakalı yazılmasını değer bulduklarımı yazdım. Çünkü hepsini yazmaya kalksam on bin sayfalık bir roman olur.

Bir satır yazmayı vekilliğe tercih ederim
Kitabı yazarken ne kadar objektif olabildiniz?
Olaylara farklı açılardan bakabilirsiniz. Lakin bir delile dayandırmanız gerekir. Bakış açılarımız bizi farklı yorumlamalara götürebilir. Mesela birçok tarihçimiz Birinci Dünya Savaşı'na girmemizin imparatorluğa kaybettirdiğini söylerler. Halbuki benim kanaatime göre eğer biz o harbe girmeseydik dünyada ne Türk ne de Müslüman kalırdı.

Bu yorumları neye göre yapıyorsunuz?
Aldığımız bilgiye göre. Ülkemizde bilgi eksikliği olduğu için doğru yorum yapılamıyor. Bizimkilerin tarihi doğru veya yanlış bilmek gibi bir dertleri yok.

Siz hiç siyaseti düşündünüz mü?
Yok. Ben siyasetin faydalı olduğunu düşünmüyorum. İnsan unsuru gelişmediği müddetçe siyasetin hiçbir manası yoktur. Yazarın, mühendisin ve birçok alanda Avrupayla ölçüşecek hale gelmediği sürece bir anlamı yok. Ben nesillere inanırım, ferde inanmam. Bir ferdin yapabileceği kabiliyet kısıtlıdır. O yüzden siyasetle bir yere gelinebileceğine inanmıyorum. Bir satır yazmayı ben milletvekilliğine tercih ederim. Denemedim, belki o dünyayı ve nimetlerini bilmiyorum.

Tarihe hangi ideolojiyle yaklışıyorsunuz? Taraflı mı tarafsız mı?
Bunu biz bilemeyiz. İnsan hangi ideolojide olursa olsun kendisinin tarafsız baktığını düşünür. Ama ben mümkün olduğu kadar hafızamdaki bilgileri silerek bir konuya eğilirim. Ben İstanbul'un Fethi'ni yazacak olsam bugüne kadar bildiklerimi fatihe olan sevgimi ve antipatilerimi bir kenara bırakarak araştırırım.


Röportaj: Büşra ve Kübra Sönmezışık

Tweet