Bir İngiliz Gözüyle Osmanlı İstanbul’unda Kurban Bayramı

Osmanlı devrinde “Iyd-i Said-i Edha” adıyla anılan “Kurban Bayramı” münasebetiyle saray ve devlet protokolünde düzenlenen resmi törenlerden biri de “Bayram Alayı” idi. Bayram yaklaşırken padişaha resmi yazıyla bayram namazını hangi camide kılmak istediği ve bu defaki alay ve törenlerle ilgili değişik bir iradesi olup olmadığı sorulur, iradesine göre de bayram hazırlıkları sürdürülürdü.

<br/><a href="http://oi68.tinypic.com/nq5sav.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

Örneğin; Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde Miladi 4 Mart 1840 tarihli ve BOA. HAT, 1627/ 48-1 fon koduyla kayıtlı bir belgeden anlaşıldığına göre Sultan Abdülmecid, ıyd-i edha resmini izlemek isteyen Rusya ve İngiltere elçileriyle diğer yabancı devlet elçileri için tören alanında ayrı ayrı çadırlar kurulmasını, ayrıca kalabalık olacağından gerekli tedbirlerin alınmasını istemişti.

<br/><a href="http://oi68.tinypic.com/10hlpuu.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

“Bayram Namazı” için ilk dönemlerde “Sultanahmet” veya “Ayasofya Camii” gibi büyük camiiler tercih edilirken sonraları Beşiktaş’taki “Sinan Paşa Camii”ne gidilmeye başlandı. İşte bu gidiş-dönüş için tertip edilen göz alıcı padişah konvoyuna: “Iyd-i Edha Alay-ı Valası” denilirdi. Son derece gösterişli ve debdebeli olan bu tören için “Cuma Selamlığı” protokolü aynen uygulanırdı. Selam boruları ve marşlar eşliğinde, askerlerin ve devletin ileri gelenlerinin rütbelerine göre iştirak ettiği bu alayı seyretmek isteyen başkent halkı da geçilecek güzergâhları doldururdu. Alay teşrifatında sırasıyla Sadrazam, vükela, rütbe-i bala sahipleri ve ferikler, sonra da rütbe- ula birinci sınıfı ile mirliva paşalar bulunabilirdi.

<br/><a href="http://oi65.tinypic.com/3493txj.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>
<br/><a href="http://oi67.tinypic.com/2lb2qs4.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>
<br/><a href="http://oi67.tinypic.com/245lm4n.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>
<br/><a href="http://oi63.tinypic.com/5dp6xf.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>
Bu alaya ve bayrama ilişkin gözlemlerini, 1893 yılında İstanbul’a gelen Georgina Max Müller, “Letters from Constantinople”, “İstanbul’dan Mektuplar” adlı eserinde: “Sadık Bey bize: Kurban Bayramı’ndaki merasimi mutlaka görmelisiniz” diyordu. “Sefiriniz sizi oraya dahil edemez, fakat Sultan’ın misafirleri sıfatıyla bu kolayca halledilir… Merasim, sabahın çok erken saatlerinde başlayacağı için, o gece Beyoğlu’nda kalmak zorunda idik. Akşam saat 8.30’da, top atılarak bayram ilan edildi. Ve bu andan itibaren çıngırak sesleri, silah sesleri, şarkılar ve naralar hiç durmadan bütün gece devam etti. Erkenden yatağa girmiştik fakat bu gürültülerden ve sabaha kadar durmadan atılan havai fişeklerden uyumaya imkân yoktu… Takriben sabahın ikisinde padişahın Yıldız’dan Dolmabahçe’ye giderken geçeceği yol boyunca dizilecek olan alaylar otelimizin önünden geçmeye başlamıştı. Her alayın önünden hususi giden bandosu marşlar çalıyordu. Sokaklarda lamba bulunmadığı için, ellerinde fenerler olan yüzlerce insan alaya refakat ederek onunla beraber yürüyordu. Tepeden yukarı çıkarak, pencerelerimizin önünden geçen bu kalabalık uzaktan tıpkı ateş böceği kümelerine benziyordu.” Sözleriyle anlatmıştı. Namazdan sonra aynı alayla, muayede, bayramlaşma töreni için Sultan Abdülmecid döneminden itibaren Dolmabahçe Sarayı’na geçilirdi.
<br/><a href="http://oi68.tinypic.com/mczmlh.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>
Max Müller, Dolmabahçe Sarayı’ndaki manzarayı ve padişahın gelişini ise: “İkinci Teşrifat Nazırı, misafirleri çağırmak için odaya girdiği zaman saat 7’yi geçiyordu. Bu sıralarda bahçede ve dünyanın bu en büyük toplantı salonunun yanında uzun galeriye çıkan merdivenlerde büyük bir telaş başlamıştı. Bahçeyi geçerken bunun sebebini anladık, Haşmetli Padişah teşrif etmiş bulunuyorlardı. Ve biz en çok arzuladığımız bayram merasiminin en güzel tarafını görmekten mahrum bırakılmıştık. Sultan’ın mücevherlerle süslü eyer takımları içindeki beyaz küheylanın üstünde, saray muhafızları arasında büyük bir ihtişamla kapıdan girişini görmek en büyük isteğimizdi. Fakat Sultan’ın attan inip kurbanı kestiği zaman onu “imansız” gözlerin görmemesi icap ediyormuş. O sırada Padişah’ın çıkmış olduğu merdivenlerin tam alt basamağında Ankara cinsi bembeyaz uzun tüyü çok büyük bir koç kesilmiş yatıyordu.” Şeklinde aktarmıştı.
 
Kaynaklar: Nigar Ayyıldız, Saray Merasimleri, İstanbul, 2008.Georgina Max Müller, (Çev. Afife Buğra), İstanbul’dan Mektuplar, İstanbul, 1978.