Osmanlı'da Bayram Nasıl Kutlanırdı.

 
<br/><a href="http://oi66.tinypic.com/ju8npv.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>
Osmanlı'da Böyle Kutlanırdı Iyd-ı Fıtr (Ramazan Bayramı)

 

Osmanlı'da Iyd-ı fıtr olarak bilinen Ramazan Bayramı, devlet ricalinden köylere kadar türlü şenlik ve törenlerle kutlanıyordu. Bugün artık çoğu tarihin sarı sayfalarında birer anı olarak kalmış olan saray ve halk geleneklerini derledik.
 
Osmanlı İmparatorluğu’nda Ramazan bayramının başlaması için Şevval Ayı’nın girdiğinin işareti olarak hilalin çıkması beklenirdi. Eğer Ramazan’ın 29’unda hilal görülmezse, Ramazan’ın 30’unda top atılarak ertesi günün bayram olduğu ilan edilirdi.
 
Hilal görülmediği takdirde bu şekilde bayram gününün tespitine “tekmil-i selasin” denilirdi. Kurban Bayramı’nda da ayın durumuna göre, Zilhicce ayının birinci gününün tespitiyle Arife ve Bayram günü belli olurdu. Ramazan’ın başlangıcını, bitişini, Kadir Gecesi’ni ve Kurban Bayramı’nın ne zaman olduğunu belirlemek, İstanbul Kadısı’nın göreviydi. Kadı bu günleri tespit ettikten sonra Saray’a bildirir, daha sonra da durum halka ilan edilirdi. Saray’a bu günleri bildiren İstanbul Kadısı yüklü bir bahşiş alırdı.

Bayramda her gün top atılırdı
Iyd-ı fıtr yani Ramazan bayramı Osmanlı’da saraydan köylere kadar heyecan içinde kutlanırdı. Arife günü, ikindiden itibaren Ramazan Bayramı’nın üçüncü günü akşamına kadar her gün top atılırdı. Bu toplar genellikle Tersane’den ve Donanma’dan ateşlenirdi. Bazen limanda bulunan yabancı gemiler de top atarlardı. Arife Gecesi bütün cami ve mescitlerin kandilleri yakılırdı. Tahirü’l Mevlevi’de yayımlanan 1921 tarihli bir yazıda, eski bayramlar şöyle anlatılıyor:
 
Hamamlar sabaha kadar açık olurdu
“Başta İstanbul olmak üzere her şehirde Arife günü hamamlar sabaha kadar açık olurdu. Genelde hamam işi son güne bırakıldığı için, hamamlarda iğne atsan yere düşmezdi. Şekerci dükkanları da geç vakte kadar çalışırdı. Bayram sabahı gün ağarmadan davulcular namaz için halkı uyandırırlardı. Ardından toplar atılarak halk sabah namazına çağrılırdı. Aile reisleri erkek çocuklarını da alarak camiye gider ve sabah namazını kılarlardı. Daha sonra camilerde kürsüye çıkan vaizler, bayram namazı vakti gelinceye kadar camide bulunanlara vaaz ederlerdi. Namazdan sonra genelde birbirini tanıyan insanlar bayramlaşıp mezarlıkların yolunu tutarlardı. Mezarlık ziyaretlerinde, ölmüş büyüklere dualar edildikten sonra herkes evine giderdi. Büyüklerin ellerini öpen çocuklar, daha sonra yeni elbiseleriyle komşuları dolaşırlardı. Bu ziyaretlerde el öpen çocuklara bayram harçlığı ve mendil verilirdi.”

Bayram kutlamasının özel kanunu vardı
Devletin öngördüğü her işin tertipli ve intizamlı bir şekilde yürümesine önem veren Osmanlı padişahları, Topkapı Sarayı’nda yapılacak olan bayram merasiminin, Devlet-i Aliyye’nin şanına yaraşır bir biçimde yürütülmesine büyük özen gösterirdi.
 
Öyle ki, bayram töreni ile ilgili düzenlemeler, basit bir şekilde hazırlanmasına rağmen Osmanlı Devleti’nin ilk Kanunnamesi’nde dahi yerini almış; törenin ne şekilde yapılacağı ve merasim heyetinin kimlerden oluşacağı titizlikle belirlenip kararlaştırılmıştı.

Bayramdan önce genel af
Bayram törenlerinin hazırlıkları Teşrifat Kalemi’nin, yani Protokol Müdürlüğü’nün vazifesiydi. Padişah için düzenlenecek tebrik töreninin teferruatı bu daire tarafından hazırlanır ve işlemler buna göre yürürdü. Ramazan Bayramı namazı ve bayramlaşma merasimine katılacaklara davet tezkireleri dağıtılırdı.
 
Bayramdan önce subaylara ve memurlara birer maaş ikramiye dağıtılırdı. Devlet hazinesinin zor durumda olduğu dönemlerde bazen bu ikramiye yarım maaşa düşürülmüş, bazen de hiç verilmemiştir. Ayasofya, Sultanahmet, Süleymaniye, Fatih gibi büyük camilerde ulemaya “kürk bahası”, “iftariye” adı altında hediyeler dağıtılırdı. Bayramlarda askere şeker, kuzu, helva ve salata verilirdi. Zaptiyeye ise, birer adet fes ve püskül verilir veya bedeli ödenirdi. Bayramın birinci günü, hapishanelerdeki mahkumlara helva dağıtılırdı. Bayram nedeniyle, cezasının üçte ikisini çekmiş mahkumların bir kısmı da affedilirdi.

Tanzimat'tan sonra telgrafla tebrik moda oldu
Resmi bayramlaşmalar bayramdan önce başlardı. Tanzimat’tan sonra çeşitli günlerde olduğu gibi bayramlarda da bir mektup veya telgraf ile bayram tebriki usulü başlamıştı. Memurlar ve müdürler amirlerinin ve padişahın bayramını mektup veya telgraf ile kutlarlar ve sadakatlerini arz ederlerdi. Bayram tebriki gönderenlerin bir listesi yapılarak padişaha sunulurdu. Daha sonra bunlara tebriklerinden duyulan memnuniyeti belirten cevap yazısı gönderilirdi.
 
Bayram tebrikini yalnız Müslümanlar yapmazdı. Ermeni Patriği’nden Keldani Patriği’ne, Ortodoks Metropolitler’den Karadağ Prensi’ne kadar herkes padişaha bayram tebriki gönderirdi.

Amirin evine gitmek kanunla kaldırıldı
Memurlar da bayramlaşmak için amirlerinin evlerine giderlerdi. Ancak bu durum çok masraflı olduğu için, Tanzimat’tan sonra 1845’te bir karar alınarak bu uygulamaya son verilmişti. Bu tarihten sonra memurlar amirleriyle iş yerlerinde bayramlaşırlar. Bayramın bitmesinden sonra resmi dairelerdeki memurlar işyerlerinde önce kendi aralarında bayramlaşır, ardından da bayram tebriki için önce müdürlerinin, daha sonra da müdürleriyle birlikte bakanlarının yanına giderlerdi. Bu işler bittikten sonra farklı dairelerin memurları birbirlerini ziyaret ederek kendi aralarında bayramlaşırlardı.
 
Arife Divanı'nda mehteran
Sarayda bayram merasimleri Ramazanın son gününde “Arife Divanı” ile başlardı. O gün öğle namazından sonra, divan çavuşları tören kıyafetiyle Divanhane’nin (Kubbealtı) önünde saf tutarlardı. Tören kıyafetinin bir parçası olarak ellerinde tuttukları uzun sopalarla görülmeye değer bir manzara oluşurdu.
 
Onların arkasında Has Ahır halkı/seyisleri yer alırdı. Bunlar padişahın atından sorumluydu. Padişahın atı o güne mahsus olarak süslenmiş olurdu. Koşumları kıymetli taşlarla süslenirdi.
 
İkindi namazından sonra mehteran başlardı. Bu sırada padişah Arz Odası önüne konulan sedef işli Arife tahtında otururdu. Kısa bir dua yapılır, duayı müteakip Fatihalar okunurdu. Ardından Padişah Birun ve Enderun görevlileri ile Ocak Ağalarının kutlamalarını kabul eder, bayram armağanları verirlerdi.
 

 

Arife Divanı’ndan sonra padişahın ata binerek Hasbahçe’de kısa bir gezinti yapması, akabinde bahçedeki köşklerinden birinde dinlenirken, içoğlanlarının müsabakalarını seyretmesi de gelenekti.
 
<br/><a href="http://oi68.tinypic.com/w8tb1c.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>
 
Bayram törenleri
Padişah bayram sabahı namazını Hırka-i Saadet Dairesi‘nde veya Ağalar Camiinde kılardı. Ardından Hırka-i Saadet Dairesi önüne kurulan tahtına otururdu. Enderun’un güzel sesli hafızları dualar okurlar, ardından görevliler bunlara hediyelerini verirlerdi. Mehter çalmaya başlayınca bir taraftan da topluluk hep bir ağızdan “Ömrün uzun olsun” ve “Iydin said olsun” (Bayramın mübarek olsun) diye bağırırlar ve dua ederlerdi.
 
Diğer taraftan padişahı ile bayramlaşma hakkı olan kişiler sabah namazını Ayasofya Camii‘nde kıldıktan sonra saraya gidip Divan-ı Hümayun’da toplanırlardı. Topluluğun geldiği haberi padişaha iletilince, sultan da Arz Odası‘na geçerdi. Daha sonra da görevlilerin dizildiği yoldan tahtın bulunduğu yere gelirdi. Bu sırada görevliler “Aleyke avnullah” diyerek seslenirlerdi.

El etek öpme töreni
Tören sırasında kimin nerede duracağı en ufak teferruatına kadar belliydi. Örneğin padişahın oturduğu tahtın arkasında sağda harem ağası, solda da silahtar bulunurdu. Buradaki tören sırasında mehter durmadan çalardı.
 
Veziriazam, kazasker gibi görevliler etek öperken padişah ayağa kalkardı. Bu üst düzey ricalden sonra sıra defterdar, nişancı reisülküttap, defter emini gibi bürokratlarındı. Ancak bunlar öncekiler gibi etek değil eşik öperlerdi. Şeyhülislâm ise padişahın önünde eğilir ve elini öperdi. El etek öpme işlemini bitiren görevliler kendileri için belirlenmiş yere geçerek tören müddetince ayakta dururlardı. Kapıkulu ocaklarının üst düzey subayları da bu bayramlaşmada bulunurdu.

<br/><a href="http://oi67.tinypic.com/nqbx35.jpg" target="_blank">View Raw Image</a>

Bayram alayı ve namazı
Sarayda bayramlaşmanın tamamlanmasından sonra padişah Hasoda’ya geçerek bayram namazı için üstünü değiştirirdi. Bayram namazı büyük camilerden birisinde kılınırdı.
 
Padişah haremden çıkıp, özel olarak süslenmiş atına biner ve Babüsselam Kapısı önünde kendisini bekleyen devlet adamlarıyla birlikte camiye doğru yola çıkardı. Devlet ileri gelenleri rütbelerine göre atlı veya yaya olarak padişahı takip ederlerdi. Tören bölüklerini teşkil eden solaklar ve peykler ise kıyafetleri ve hareketleri ile göz dolduran bir görünüm arz ederdi. İstanbul halkı bu manzaraya şahitlik edebilmek için güzergâhı doldururdu.
 
Camiye gidilip, namaz kılındıktan sonra da aynı düzen içerisinde saraya geri dönülürdü. Bayram namazı için yapılan bu gidiş ve dönüşe bayram alayı denilirdi. Fransız seyyahı Paus Lucas eserinde bir bayram alayını şöyle tasvir etmektedir:
 
“At üzerindeki hükümdarın ihtişamı ile hiçbir şey mukayese edilmezdi. Bindiği ve yedekte götürdüğü atları yeryüzünün en güzel atları idi. Atların güzelliği ve koşumlarının zenginliği ve subayların çokluğu içinde alay intizam ve hem kendisinden hem de seyreden halktan gelen dikkate şayan bir sessizlik içinde yol alıyordu. Gerçekten de dünyanın en eğlenceli ve en meraklı gösterisi idi.”

Bayramlar devlet ile halkı kaynaştırırdı
Bayramın ikinci günü Padişah “yeni saray” yani Topkapı Sarayı’nda bulunan Gülhane Köşkü’nde bulunurdu. Buraya Kaymakam, Şeyhülislam, Kaptanpaşa gibi görevliler, maiyetleri ile birlikte gelirler ve bayram tebriki için bir tören düzenlenirdi. Bayramın üçüncü günü ise, Padişahlar eski geleneklere göre, Eski Saray’da cirit oyunu seyrederlerdi.
 
Bazı bayramlarda Padişahlar halka açık büyük şenlikler düzenletirdi. Bu gibi durumlarda seyirciler yarım ay şeklinde otururlar, padişahın otağı da bunların tam merkezinde bulunurdu. Padişahın otağının sol yanında ziyafet çadırı yer alırdı. 15. yüzyıldan sonra şenlik düzeni belirli bir protokol ve programa bağlanmıştır. Bayramlarda öğleden önce bayramlaşma, ikram, pişkeşlerin dağıtılması ve yemekle geçer, öğleden sonra da gösteriler yapılırdı. Büyük törenlerde geceleri kandiller, mahyalar ve fişeklerle donanma düzenlenirdi. Yapılan gösterilerde çeşitli hünerler, esnaf oyunları, sportif müsabakalar yer alırdı. Böylece bayramlar bir devlet halk kaynaşmasını da beraberinde getirmiş olurdu.
 
Mahalle’de bayramlaşma ise, ayrı bir anlam ifade ederdi. Mahalle bekçileri ve Ramazan davulcuları ev ev dolaşarak bahşişlerini toplarlardı. Eğer mendil ve kumaş verilirse bu bir sırığa bağlanırdı. Bunların ardından tulumbacılar, daha sonra da çöpçüler ziyarete gelirdi. Bu ziyaretçileri uğurlayan ev sahipleri, yola düşerek ilk gün yakın akrabaları olan büyüklerini ziyarete giderlerdi. Bayramda eve gelen insanlara önce şeker, ardından da kahve ikram edilirdi. Ancak şeker öyle bir tane verilmez, şeker tepsisi misafirin önüne konulurdu. Misafir tepsiden istediği kadar şekeri yerdi.

Musalla'da namaz
Bayram namazına gelince, erkekler yanlarında çocukları olduğu halde bayramlık elbiselerini giyer ve yakınlarında bulunan bir camide bayram namazını eda ederlerdi. Vüzera, ekâbir-i ricâl ve diğer memurlardan "Rikâb-ı Hümâyûn" denen Padişah Hazretlerinin tebriklerini arz etme merasimine dahil olanlar ise, sabah erkenden rütbelerine göre resmî elbiselerini giyer ve saraya giderlerdi. Dönüşte ise hareme gelir, resmî elbisesini değiştirir, biraz kahve, çubuk içer, azıcık dinlenir ve bayramlaşma tebriklerine hazırlanırdı.
 
"Musalla" denen açık araziler, bayramdan bir iki gün evvel süpürülür ve temizlenirdi. Halk, bayram namazları için, omuz ve koltuklarında seccadeleri olduğu halde gecenin yarısından itibaren bu meydana akın hâlinde gelir ve yer alırlardı. Bazen çok kalabalık olur, o zaman halk, meydana (musallaya) sığmaz, etraftaki sokaklara yayılır ve öylece namaza iştirak ederlerdi.
 
Musallada bembeyaz sarıklı, siyah latalı hocalar; ebaniye sarıklı ihtiyarlar, orta yaşlılar, gençler ve bayram elbiseleriyle çocuklar, büyüklerin üzerinde siyah, lacivert, mavi renkli geniş çuha şalvarlar ve çuha paltolar, bellerinde Acem veya Gürün şalları sarılı, boyunlarından atma gümüş zincirli, iki kapaklı, oldukça büyük saatleri şallarının arasında bulunur, arada bir zorlukla çıkarır, vakti takip ederlerdi. Yine İslamiyet'in ilk dönemlerinden beri devam eden kadim bir gelenek bu yüzyılda da devam etmekte; musallada kılınan bayram namazlarını seyir için uzak mahallelerden birçok kadın, genç kız meydana nazır evlerde oturan akraba ve dostlarının evlerine gelip, meydanları çevreleyen bu evlerin pencere ve damlarından namazı seyretmekteydiler. Bayram namazları gerçekten büyük bir azamet ve ihtişam içinde kılınır, namazdan sonra ilk tebrikleşmeler cami içerisinde başlar, tanıdıklar burada, el öperek bayramlaşırlardı.