MEVLİD-İ ŞERİF

Mevlidi Şerif Önsözü

Süleyman Çelebi Hazretlerinin, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Efendimiz üzerine yazmış olduğu Vesîlet’ün-Necât (mevid) adlı kitabı çok meşhur olduğundan bir çok kez hattatlara yazdırılmış ve bir çok nüshası basılmıştır.

Süleyman Çelebi hazretlerine ait olan Mevlid’in kütüphanelerimiz de günümüze ulaşan yüzün üzerinde yazma nüshası mevcuttur.

Bu Mevlid nüshalarının çoğunda, sadece Mevlid’in okunan kısımları yer almaktadır. Bu nüshalar da genellikle Mirac’ın veya Vefat-ı Nebi’nin sonuna kadar olan kısımlar yer almaktadır. Mevlid’in ilk yazma nüshalarına baktığımız zaman aslının daha uzun olduğunu ve daha fazla konunun yer aldığını görmekteyiz.

Bu Mevlid’in aslı daha uzun yazılmış fakat zamanla bu Mevlid kısaltılarak bir kısmı yazılarak okunur hale gelmişdir. Ayrıca bazı Mevlid nüshalarında da Mevlidden olmadığı halde bazı farklı konuların ilave edildiği görülmektedir. Mesala; Hikaye-i Deve, Hikaye-i Güvercin, Hikaye-i Kesikbaş gibi hikayeler Mevlid’in aslında bulunmadığı halde Mevlid kitaplarına girmiştir. Bu nedenle özellikle en eski metinler tarihi sıralaması göz önünde bulundurularak, el yazması ve matbu bir çok Mevlid kitabı gözden geçirilerek ayrıca son zamanda neşredilmiş olan bazı Mevlid kitaplarından da yararlanılarak Süleyman Çelebi hazretlerinin Mevlid kitabının tamamını oluşturmaya çalıştık.

Yararlandığımız nüshalardan bazıları şunlardır: Ayasofya ktp, 3485, istihsah tarihi h. 916, Fatih ktp, 5430, ist. Tar. 917, Nuruosmaniye ktp, 3902,  ist. trh. 981, Nuruosmaniye ktp, 3903, istinsah tar. 999, Keman keş 408 ist. trh, 1139, Keman keş 407, yazma bağışlar, 115, 111, 2484, burada değinemediğimiz diğer el yazması nüshalardan da yararlandık. Ayrıca matbu olan,  Mevlid-in Nebi Kitabı, Matbaa-i Osmaniyye, trh. 1311. Musahhah Mevlid-i Şerif Kitabı, Matbaa-i Mahmud, trh. 1328. Necla Pekolcay, Mevlid, Süleyman Çelebi, Dergah yay. İst. 2005, Faruk Kadri Timurtaş, Mevlid, Süleyman Çelebi, 1000 Temel Eser, ist. 1970, Prof Dr. Necla pekolcay, Mevlid, Süleyman Çelebi TDV. yay, Ankara; 2007, Süleyman Çelebi, Vesilet’ün Necât, DİB yay. Ankara 2008.

Mevlid de, bugün okunan kısım asıl Mevlid kıtabından özetlenerek alınmıştır. Biz bu okunan kısmı kitabımızın başına yerleştirdik. Okunmayıp Mevlid’in aslından olan diğer konuları Mevlid dusından sonra koyduk. Mevlid’in sonuna da özellikle Allahu Teâla ve Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) üzerine söylenen ilahi, kaside ve naatlar yerleştirdik. Kitabın sonuna da; Osmanlıca olan Mevlid’in orjinal metnini koymayı uygun gördük.

Süleyman Çelebi Hazretlerinin Mevlidi’nin Yazılış Sebebi

Süleyman Çelebi Hazretleri, Mevlidini Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Efendimiz’in diğer peygamberlerden üstün olduğunu isbat etmek üzere yazmıştır. Buna lüzüm görmesine Bursa’da İranlı bir vaiz’in Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in diğer peygamberlerden farklı olmadığını ileri süren cahilce sözleri sebep olmuştur.

Bursa’da bir vaiz camide vaaz ettiği sırada “Biz onun (Allâh’ın) peygamberlerinden hiç birini öbürlerinin arasından ayırmayız hepsine inanırız.” (Bakara 285) ayetini tefsir ederken, peygamberler arasında hiçbir fark olmadığını kendisinin bu ayet gereğince Muhammed (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’i Hazreti İsa (Aleyhis-selâm)’dan üstün görmediğini söyler. Cemaat arasında bulunan Allah Resulü’nün gerçek aşık ve sadıklarından bilgili ve dini gayret sahibi bir arap buna itiraz eder. Kuvvetli ve kesin deliller ortaya koyarak bu ayete verilen mananın yanlış olduğunu söyler ve derki:

“Hey nâdan ve cahil sen tefsir ilminde yayasın. Peygamberler arasında fark yoktur demekten murad, Resullük ve Nebilik bakımındandır. Yoksa mertebe ve fazilet bakımından değildir. Eğer bu bakımdan olsaydı ‘O peygamberlerin kimini kimine üstün kıldık’ (Bakara 253) ayetinin manası nasıl uygun düşerdi.”

Fakat şehir halkı vaiz tarafını tutar. Bunun üzerine bu zat arap vilayetlerine Mısır ve Halep’e giderek kendi görüşünün lehinde altı kere fetva getirse de vaiz sözünde ısrar eder. Ancak vaizi yedincisinde yenmek mümkün olur.

Bu tartışma cemaat arasında bölünmelere yol açmış, her iki tarafı da tutanlar olmuştur. Süleyman Çelebi’de bu tartışmalara şahit olmuş, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’ in fazilet ve mertebesinin iyice anlaşılması ve yanlış bazı fikirlerin önlenmesi bakımından bir eser yazmanın yerinde olacağı kanatine varmıştır. İşte onun şu beyitleri bu olayı doğrular boyuttadır.

Ölmeyip İsa göğe bulduğu yol

Ümmetinden olmak için idi ol

Dahi hem Musa elindeki Âsa

Oldu anın izzetine oldu ejderha

Çok temenniler kıldılar Hakk’dan bunlar

Kim Muhammed ümmetinden olalar

Gerçi bunlar dahi mürsel durur,

Lâkin Ahmed efdal ü ekmel durur

Zîra efdallığa ol elyak durur

Anı öyle bilmeyen ahmak durur

 

Bu beyitler de Süleyman Çelebi Hazretleri, İsa (Aleyhis-selâm)’ın göğe yükseltilmesini ileride gelecek olan Muhammed (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ümmetinden olmak arzusuna bağlamaktadır. Musa (Aleyhis-selâm)’ın Asa’sının yılan haline gelmesi onun şerefi’nin yüceliğine delalet ettiğini ve nice peygamberlerin onun ümmetinden olmak için Allâh’tan temennilerde bulunduklarını hepsinin Allah tarafından gönderildikleri halde Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in onlardan daha faziletli ve daha mükemmel olduğunu beyan etmektedir.

Bu olay kaynakların ekserisinde belirtilen bir hâdisedir. Ayrıca İranlı vaizin batiniliğinden de bahsedilmektedir. Ehl-i Sünnet olduğu bilinen Süleyman Çelebi’nin ona mal edilen Ehl-i Sünnet inançları dışına düşen parçaları kaleme alamayacağı hususu bu vesileyle belirmiş bulunmaktadır.[1]

Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i yazmasındaki ikinci gaye: Ehl-i Sünnet akidesini yıkmak isteyenlerin ve bâtinilik propagandası yapanların tesirini azaltmak, hatta ortadan kaldırmaktır.

Osmanlı imparatorluğunun zayıf sayılabilecek bir devrinde (Fetretten yeni çıkdığı bir sırada) siyasi, fikri, dini her türlü cereyanların kaynaştığı ve etrafı karıştırdığı bir zamanda Süleyman Çelebi, Ehl-i Sünnet tarafını tutmuş ve devletin yıkılmasını önlemekte yardımcı olmuştur.

Süleyman Çelebi, itikat meselelerinde ve diğer hususlarda hep Ehl-i Sünnet görüşünü ortaya koymuş ve eserinde baştan sona Ehl-i Sünnet akîdesinin müdafasını yapmıştır.

Tarihçilerin belirttiğine göre, Osmanlı imparatorluğu Ehl-i Sünnet akidesini yaymak ve batıl mezeplerin yayılmasını önlemek için Mevlid’e çok önem vermişler, Osmanlı padişahları, şeyhul islam’lar ve o zamanın meşhur alimleri bizzat bu Mevlid merasimlerine  katılmışlar ve kendileride Mevlid cemiyetleri düzenlemişlerdir.


[1] Necla Pekolcay, Türkçe Mevlid metinleri I-II, doktora tezi, ist. 1950. İkinci cildi genişletilmiş Mevlid olarak Mevlid, Süleyman Çelebi, Dergah yay. İst. 1982, 1992 ve 2005 de üç defa basılmıştır. N. Pekolcay, Süleyman Çelebi, Dergah yay. 2005, sayfa: 15.

Süleyman Çelebi Hazretlerinin Mevlidi’nin Adı ve Yazılış Tarihi

Eskiden beri ve bugün Mevlid olarak tanınan ve şöhret bulan eserin asıl adı Vesîlet-ün Necât (kurtuluş sebebi) ‘tır. Süleyman Çelebi bunu kitabın sonunda şu beyitlerle açıklamaktadır

İşbu kan-ı şehd ki şirindir tadı

Bil Vesilt’ün Necât oldu adı

Vesilet’ün Necât h. 812 m. 1409-1410 yılında yazılmıştır. Bu hususta herhangi bir terettüt yoktur. Eserin son bölümünde şu beyitler bulunmaktadır.

Hem sekiz yüz on ikide tarihi

Bursada oldu tamam bu ey ahi

Necla Pekolcay; Süleyman Çelebi’nin bu eserini kaç yaşındayken ve hangi tarihte yazdığını şöyle açıklıyor: Raif yelkenci nüshalarının ikisinde de mevcut olan: “Erişti şarstluk u olduk koca” mısrasının Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i altmış yaşında yazdığını, bu eserin 812 de kaleme alınmış olduğu bilindiğine göre de doğum tarihinin 752 olabileceğini söylemiştir.

Mevlid Merasimleri ve Okunuş Şekli

Mevlid çeşitli vesilelerle okutulmuş ve okutulmaya da devam edilmektedir. Özellikle kandil gecelerinde ve Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in  doğum günü olan Mevlid kandilinde özel merasimler düzenlenerek ülkemizde ve birçok İslam ülkelerinde okutulmaktadır.

Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in  doğum yıl dönümü dolayısıyla Mevlid okutulması ve şenlikler tertip edilmesi bir ara bazı ülkelerde resmiyet kazanmıştı. Bugün de Mısır ve Mağrib memleketlerinde Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in doğum günü resmi bir bayram olarak kutlanmaktadır. Bizde de 1910 yıllarında Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in doğum günü, dini ve milli bir gün olarak resmi bir bayram haline gelmişti. Daha önce Sultan II Mahmud zamanında Mekke’de resmen Mevlid töreni tertip ediliyordu.

Mevlid okutulması ve Mevlid merasimlerinin düzenlenmesine karşı çıkanlara birçok Ehl-i Sünnet alimi; bu itiraz edenlere kuvvetli delillerle cevaplar vermişler hatta bu hususta müstakil eserler dahi kaleme almışlardır. Burada birkaç rivayete yer vereceğiz. Bu konuda Gaziantepli Muhammed Bilal Nâdir (Bilâl Baba) ve Muhammed Hilmi Kutlubay hazretleri kitaplarında, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in Mevlidine karşı olanlara ayet ve hadislerle cevaplar vermişlerdir. Onların Mevlid hakkındaki yazıları aşağıda yazılmıştır.

Suyuti, Beyhaki’nin Enes (Radiyallâhu anh)’den naklettiği şu rivayeti kaydetmektedir: Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) nübüvvet devrinde kendisi için akika kurbanı kesmiştir. Dedesi Abdul-Muttalib’in onun doğumunun yedinci günü akika kurbanı kestiği biliniyordu. Akika’nın tekrarlanmaması esas olduğuna göre Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in kendisi için böyle bir kurban kesmesi Allah’ın onu “Rahmetenlil alemin” kılmasına karşı bir şükranın ifadesi manasına hamlolunur. Nitekim o kendi nefsine de salavat getirirdi. İşte bunun için onun doğum gününde toplantılar yaparak, ziyafetler çekerek, hayırlar ile Allah’a yaklaşarak şükran ve sevinçlermizi belirtmek bize müstecâb olur.[1]

İbn-i Abbas (Radiyallâhu anh)’dan rivayet olunduğuna göre: İbn-i Abbas (Radiyallâhu anh) Ebu Leheb’i rüyasında görmüş ve ne halde olduğunu sormuş, oda “Ben ateşteyim lakin her Pazartesi gecesi cezam hafifletiliyor demiş”, buna sebep olarak ta Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in doğduğunu kendisine müjdeleyen cariyesini azâd etmesini göstermiş. Ebu Leheb gibi küfür ve dalalet içinde ölen birinin Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in doğumu ile ilgili bir hatırası onun cezasını hafifletmeğe yararsa dolayısıyla Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in ümmeti onun doğum gününü şükran ve sururla kutlamakta haklı olur. (bk. Abdulganî Nâbulusî, ayn. Esr., s. 75)[2]

Mevlid okunurken Velâdet Bahrinde Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in doğduğunu bildiren beyit okunurken “Doğdu ol saatte ol sultan-ı din, Nura gark oldu semâvat ü zemin” ayağa kalkılır ve ara duası yapılır.[3] Sonra Kur’an-ı Kerim okunarak ikinci kısma başlanır. Mirac’ın sonuna kadar okunur ve sonunda Kur’an-ı Kerim okunup dua edilerek Mevlide son verilir. Genellikle Mevlid cemiyetlerinde Mevlid okunurken zikrullah yapılır.

Mevlid toplantısında şerbet veya şeker dağıtılması ve gül suyu serpilmesi adettir. Anadolunun bazı yerlerinde helva kuru üzüm ve çörek cinsinden bazı şeylerde dağıtılmaktadır.


[1] N.Pekolcay, a.g.e, Dergah yay. Sayfa: 27-28

[2] N.Pekolcay, a.g.e, Dergah yay. Sayfa: 28

[3] Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e, sayfa: XII

Süleyman Çelebi Hazretlerinin Hayatı

Yıllardan beri memleketimizde dinî törenlerde bilhassa Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in mübarek doğum gününde güzel sesli kişiler tarafından okunan Mevlid’in yazarı Süleyman Çelebi, Milâdi 1352’te Bursa’da doğmuştur. Babası Ahmed Paşa’dır. Annesi; Osmanlı Devleti’nin kurucusu Sultan Osman’ın kayınbabası Şeyh Edabali’nin oğlu Şâir Şeyh Mahmud’un kızıdır.

Halk arasında Süleyman Dede diye anılan Süleyman Çelebi, küçük yaşından beri kuvvetli bir dini terbiye ve tahsil görmüş, hayranı olduğu Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in hakkında o tarihe kadar yazılan bir çok eserleri okumuştur.

Gençliği Yıldırım Beyazıd devrinde geçen Süleyman Çelebi, Bursa’nın en tanınmış âlimlerinden Halveti Tarikatı Şeyhi Buharalı Emîr Sultan’a intisap etmiş, adı geçen şeyhin vefatı ile onun yerine o tarihlerde inşâsı tamamlanan Ulu Câmiye imam tayin edilmiştir.

Süleyman Çelebi altmış yaşında iken Peygamberlerin üstünlük dereceleri hakkında yapılan bir tartışma üzerine, “Vesiletü’n-Necât” adını verdiği meşhur Mevlid manzumesini yazmıştır.

Hicret’in yedinci yılından beri İslâm ülkelerinde Hazreti Muhammed (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in dünyaya şeref verdiği 12 Rebîül-evvel’e tesadüf eden günde O’nun yüceliğini, eşsiz ahlak ve meziyetlerini anlatan medhiyeler gibi eserler okunur, o mübarek günün şerefine törenler yapılır, ziyafetler verirlerdi.

Bu törenlerde okunan Mevlid ve methiyeler Arapça idi. Daha sonra dünyadaki bütün Müslümanlar Mevlid-i Şerifi daha iyi anlayabilmek için Arapça olan mevlid ve methiyeleri kendi lisanlarına tercüme etmişlerdir. Süleyman Çelebi Hazretleride Türkçeye tercüme ederek bu mevlidi genişleterek düzenlemiştir.

Süleyman Çelebi Mevlid adlı eserini yazdıktan sonra o zamana kadar okunan Arapça Mevlid yerine onun yazdığı Türkçe “Mevlidi’n-Nebî” okunmaya başlanmıştır.

Arapça yazılmış olan Mevlid’i şeriflerden bazılarının isimleri şunlardır:

Bunlar arasında hadis bilgini İbn Dihye (ölm. m. 1235)’nin Kitâbü’t Tenvîr Fi Mevlidi’s Sirâci’l Münîr ( parlak meşalenin doğumu hakkında aydınlatma kitabı) veya Et-Tenvîr fi Mevlid il Beşîr ven Nezîr ( korkutucu ve müjdeleyicinin doğumu hakkında aydınlatma) kitabı ve Muhiddin-i Arabî (ölm. m. 1240), El-Bekri (ölm. m. 1295, İbn-ül Cezerî (ölm. m. 1350-1429)’nin eserleri zikredilebilir.[1]

Süleyman Çelebi Milâdi 1422’de Bursa’da vefat etmiştir. Mezarı Bursa’nın Çekirge yolu üzerinde bulunmaktadır.

O’nun şu iki beyti ile sözümüze nihayet verelim.

Hakk Teâlâ rahmet eyleye ona,

Kim beni ol bir duâ ile ana

Her kim diler bu duâ’da buluna

Fâtiha ihsân ede Süleyman kuluna


[1] Faruk Kadri Timurtaş, a.g.e, sayfa: IV

Mevlid-İ Şerif’e Başlama Usûlü

Mevlid meclislerinde başlangıçta; (Sûre-i Ahzab, Ayet 56) okunarak başlanır.

Euzubillâhimineşşeytanirracîm, Bismillâhirrahmânirrahîm

İnnallâhe ve melâiketehû yusallûne alennebiy yâ eyyühelle-zîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ[1]

Sonra, aşağıdaki Salâvat-ı Şerîfe toplu olarak hep bir ağızdan söylenir:

Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi adede kemâlillâhi ve kemâ yelîku bi kemâlihî[2]

Salâvatın içinde geçen Seyyidinâ yerine her tekrarında aşağıdaki kelimeler konularak tekrar edilir.

1- Seyyidinâ,

2- Ashâbınâ,

3- Hayr’ül-verâ,

4- Bahr’ül-atâ,

5- Şems’üd-Dûhâ,

6- Bedr’üd-Dücâ,

7- Habibinâ,

8- Tabibinâ,

9- Resûlunâ,

10- Nur’ül-Hudâ.


[1] Manası: O Muhammed üzerine Allâh salavat getirir, Melekler salavat getirir, ey Mü’minler siz de salavat getirin.

[2] Manası: Allah’ım Efendimiz Muhammed’e ve onun âline Allah’ın kemâli sayısınca ve onun  kemâline yakışır şekilde, salât ve selâm eyle ve bereket ihsân eyle. (Fatıma radiyallahu anhâ’dan gelen bir rivayet de: Bir kimse bu selavatı bir kere okursa denizler mürekkep ağaçlar kalem olsa bunun sevabını yazmakla bitiremez, diye buyrulmuştur.)

Mevlîd’ün-Nebî (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)

Elhamdülillâhillezî ceale Muhammeden sebebe külli mevcûd ve eşrefe külli mahlûk ve eazze külli mevlûd ve fezzalehû alel enbiyâ i biş-şefâat’il-uzmâ ve havzil-mevrûd ve karana’smâu bismihî ta’zîmen lişe’nihî ve terğîmen liş-şeytânil-hasûd ve hüve indellâhil-mahbûbul-matlûbul-mahmûd ve melâiketür-Rahmâni lehû ensârun ve a’vanun ve cunûd ve kellemehuş-şeceru vel-haceru vel-mederu vel-culmûd ve muhibbuhu fid-dünyâ vel-âhireti makbûlun ve mevdûd ve aduvvuhû min babillâhi matrûdun ve merdûd nahmeduhû alâ mâ cealenâ min ümmeti Muhammedin el-vefiyyi bil-uhûd ve eşhedü en lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke lehû ve lâ şebîhe lehüllezî tekaddese zâtuhû an zemenin memdûd ve ecelin ma’dûdin ve hüvâllâhul- ehadüs-samedü vel-ma’bûdü vel-maksûd ve hüvel azîzul-gafûrul-vedûd ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve Rasûluhû ve Habîbuhû ve Halîluhüllezî muzhirul-Hakkı ve mazharul-hulki vel-cûd veş-şâfiu vel-müşeffeu fil-arasâti fil-yevmil mev’ûdi ve sallallâhu aleyhi ve alâ âlihî ve eshâbihillezîne hüm es’ade külli mesûd ve selleme teslîmen dâimen kesîran ilâ yevmil-haşri ve taayyuni makâmil-hulûd.

Muhammed Bilal Nadir (Bilal Baba) Hazretleri’nin Mevlid Vaazı

Bilâl nadir hazretlerinin kendi teybine kendi sesinden verdiği Mevlid okutma hakkında ki vaazıdır.

Şimdi size Mevlid-i Şerif hakkında söyleyeceğiz., İnşallahu Teala.

Faslu fî beyani Mevlid’in Nebiy Sallallahü aleyhi vesellem Gale Ebû Bekri’nis-Sıddık Radiyallahu anhu  “Men enfega dirhemen alâ graate Mevlid’in Nebiy (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) kâne refîygın fil cenneti.”

Türkcesi: Bu fasıl Peygamberimiz Muhammed Mustafa (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in Mevlid’in Nebisini beyan eder.

Ebû Bekir (Radiyallâhu anh) buyurdu:

-Her kim Mevlid’i Şerifi okutmak için bir dirhem harcarsa cennette benim yoldaşım olur.diye buyurdu.

Yine “Ve gâle an Ömer ibn-i Hattab Radıyallahu  anhu :

“Men azzama Mevlid’in Nebî (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Fegad ahyel İslâm.

Türkcesi: Ömer ibn-i Hattab Radiyallahu teala anhu Hazretleri buyuruyor ki:

-Her kim Muhammed (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in Mevlid’i şerifini  büyükleyerek, hürmetle tazim ederse o kimse islâmı ihya eder. Yani islâmı diriltir, diyebuyurdu.

Yine “Ve gâle Osman Radiyallahu teala anhu :  “Men enfega dirhemen graatin Nebiy Sallallahu  aleyhi vesellem Feke ennemâ şehide gazvete Bedr’in ve Huneyn.”

Türkcesi: Osman Radiyallahu teala anhu buyurdu ki:

-Her kim Mevlid’i Şerifi okutmak için bir dirhem, bir şey harcasa sanki Bedir gazasında  ve Huneyn kazasında Peygamberimizle beraber bulunmuş gibidir. Yani Resulullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ile beraber o harblerde  bulunmuş gibi olur, diye buyurmuştur.

Yine Hadis-i Şerifte buyuruyor

Ve gâle Alî ibn-i Ebû Talib Kerremallahu vechehu Radiyallahu teala anhu:

“Men Azzame Mevlid’in Nebî (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ve kâne sebeben  li graatihî lâ yahrucu mined-dünya  illâ bil iman ve yedhulul cennete bi ğayri hisab.”

Türkcesi: Hazreti Ali Radiyallahu teala  anhu kerremallahu veche buyuruyor ki:

-Her kim Resulullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in Mevlid’i şerifini hürmetle,tazimle okunulmasına  sebep olsa  o kimse dünyadan iman ile çıkar ve hesap görmeden  cennete girer, diye buyurmuştur.

Gene “Ve gâle el Hasan’il Basri Rahmetullahi teala anhu hazretleri buyurmuş ki:

“Vedettü levkâne li misli Cebelin  Uhudün zeheben fe enfektuhu alâ graati Mevlid’in Nebiy (Sallallâhu Aleyhi Vesellem).”

Türkcesi: Hazreti Hasan’il Basri Rahmetullahi teala anhu buyurmuştur ki:

Ben severim ki Uhud dağı kadar altınım olsa, onu Mevlid’i Şerif okutmaya sarfetsem Muhammed (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) için deyu  buyurmuştur.

Yani nolaydı benim uhud dağı kadar altınım olaydı. Onu da Peygamberimizin Mevlid’inin okutulmasına sarfetsem deyu buyurmuştur.

“Ve gâle Cüneydi Bağdad-i Rahmetullahi teala anhu, Gaddesallahu Sırrahu

“Men hadara Mevlid’in Nebiy (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ve azzama gaderehu fegad hâze bil îman.”

Türkcesi: Hazreti Cüneydi Bağdad’i Gaddesallahu sırrahu hazretleri buyuruyor ki:

Her kim Mevlid’i Nebî (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) de hazır bulunsa yani Mevlid’i Şerif okunurken hazır bulunsa, hürmetle, tazimle, büyüklüğünü takdir ederek otursa dinlese o kimse imanını kurtarır, diye buyurmuştur.

Yine “Ve gâle Maruf’ül Kürhî Gaddesallahu sırrahu:

Men heyyee taamen li ecri graati Mevlid’in Nebiy (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) ve cemae ihvânen ve evgade sıracen ve lebi’se cediden ve tebahhere ve teattere tâzîmen  bi Mevlid’in Nebî (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) haşerehullahi yevmel kıyameti maal firgatil ulâ minen Nebiyyin vekâne fi alâ illiyyîn.”

Türkcesi: Hazreti Mâruful Kürhî  Gaddesallahu sırrahu buyurmuştur ki:

Her kim Mevlid’i Nebiy Muhammed (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’e okutmak için o niyetle yemekler hazır etse ve ihvanları çağırıp toplasa, ışıklar yaksa yeni elbiselerini giyse ve süslense güzel kokular saçsa, hürmetle, tazimle okutsa Allah’u teala o kimseyi kıyamet gününde evvelki peygamberlerin fırkası ile beraber haşreder. Onlar Âlâ’yı İlliyindedir. Bu kimse onlarla beraber olur diye buyurmuştur. Yani Peygamberler  en evvel fırka olarak o yola giderler. Onun için o kimse  Peygamberler fırkası ile beraber olur.

Ben Muhammed Bilâl-i Nadir, gördüğümü söyleyeceğim. Bu sahifeyi boş buldum. Giresun’a gittiğimde orada bir adam var idi. Bu adam öldü. Bunun iki ailesi vardı. Bu adamın aileleri yanıma  geldiler. Bu adam ölmeden evvel bize dedi ki dediler:

Evi güzelce yıkayınız, bana temiz elbiseler giydiriniz, temiz gül yağı kokuları serpiniz. Benim yanıma Peygamberler, Evliyalar geldiler. Yarın kuşluk vakti filan saatde öleceğim. Şu saatte öleceğim. Erkenden suyumu kızdırın, durmayın gidin. Şimdi yine Peygamberler gelecekler, siz benim odama gelmeyin. Kefenimi alın, bunlar şimdiden hazır olsun dedi diye söyledi, hazırladık. Kendi sağ iken eve girdik, güzel koku ile evin içini kokuladık. Öyle olmuş ki evin içi koku dolmuş. Kapının yarığından içeriye bak-tık. Safi yeşil nûr’dan başka bir şey görmedik. Evin içi görünmüyor, bir yeşil nûr görünüyor. Evin eşyası dahi görünmüyordu. O güzel koku başımıza vurdu, bizi sarhoş gibi etti. İçeriden çağırdı:

Orada durmayın gidin. Biz odamıza geldik. Az sonra bizi çağırdı, vardık.

İşte şimdi gidiyorum, vakit geldi dedi. şehadet getirdi, hemen teslim oldu. Biz buna şaştık nedir bu? Rahmani midir? Şeytani midir? dediler. Ben dedim ki:

Kocanız ne işle meşgul idi? Onun işi gücü ne idi? deyince dediler ki:

O Mevlid okutmaya çok heveslenirdi. Kim mevlit okutursa onun  hizmetini yapar, her şeyini her muamelesini o görürdü. Mevlid’lerde hizmet ederdi dediler. Hakikaten ben de gördüm. Herkim Mevlid okutacak olsa onu bulurdu, çağırırdı. Ona para verir, o her şeyini alır, o her hizmetini yapar, ayakta durur, hizmet ederdi. İşte bundan dolayı cümle peygamberlerin üzerine Mevlid’de dualar okunduğu için cümle peygamberler bunun ziyaretine gelmişler dedim. Siz bunun için merak etmeyin, dedim.

Yine “Ve gâle vahidi asrihi ve feriydü dehrihi el İmam-ı Fahrettin Râzi”:

Yani kendi zamanında, asrında bir tek bir tane olan kendi dehrinde ferid olan El İmam-ı Fahrettin-i Râzi hazretleri buyuruyor ki:

“Mâ min şahsın garae Mevlid’in Nebî (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) :

Bir şahıs Mevlid’i Nebî okutsa (Âlâ melihi ev birrin ev şey’in ahâ minel mâi Mevkûlati illâ zaharat) Bu uzun bunun türkcesini söyleyelim.

Türkcesi şöyle: Kendi asrında bir tek olan İmam-ı Fahrettîn-i Râzi hazretleri buyuruyor ki

- Bir kimse Mevlid’i Nebî’yyi (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’i tuz’a, veyahut başka bir yenecek şeye  Mevlid’i okusa okuyup başka yeneceklerin içine katsa o yenecekler de bereket zahir olur. Her ne şeylere ki bu katılırsa hiç sıkıntı ve zahmet olmaz. Allah’u teala onlardan yiyenleri aff-ı ve mağfiret eder. Yani bu üzerine Mevlid okunan şeyleri obürlerine katarsa onlardan yiyenleri Allah affeder. Mevlid’i Şerifi suya okuyup içenlerin  kalblerine bin nûr ve bin rahmet girer ve bin de kötü şeyleri kalbinden çıkar. Kalblerin öldüğü günde o adamın kalbi ölmez. Her kim Mevlid’i Şerifi sikkeli bir para üzerine okusa, başka paralara katsa, ya altın, ya gümüş ona bereket olur. Sahibi fakir olmaz. Peygamberimizin bereketi hiç kesilmez.

Şu halde Mevlid’i şerif okunurken yanına tuz gibi, su gibi, para gibi şeyler konulsa ve kullanılsa  çok iyi olacaktır. Yani Mevlid’den sonra su içilse, tuz yalatılsa çok iyi olur.

“Ve gâle İmam-ı Şâfi  Rahmetullahi aleyh Men cemea Mevlid’in Nebiy ((Sallallâhu Aleyhi Vesellem)) ihvânen ve heyyee taamen ve ahla mekanen ve amide ihsanen ve sâle sebeben li graatihi ba’sehullahu teala yevmel kıyameti maas Sıddîkîn Şühedâi ves salihîn ve kûnû fî cennâtin naim.”

Türkcesi: İmam-ı Şâfi Rahmetullâhi aleyhi buyurmuştur ki:

- Mevlid’i Nebî Muhammed (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) için bir kimse ihvanları toplasa, yemek yedirse, yerleri düzlese, düzeltse, güzel hizmet etse, okunmasına  sebep olsa, Allah’u teala o kimseyi kıyamet gününde  sıddıklar ve şehidler ile ve salihlerle haşreder ve cenneti Naim’de olur.Onlarla beraber olur. Bunları söyleyen İmam-ı Şâfi Rahmetullâhi aleyh hazretleridir.

“Ve gâle Sırrı Sakatî Gaddesallahu Sırrahu men gasada Mevlidan yekreu fîhi Mevlid’in Nebî (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Ve gad gasada Ravzaten min riyazil cenneti ve ennehu ma gasade zalikel mevdu illel muhabbetin Nebî (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) men ahabbenî kâne mave fî cenneh.”

Türkcesi: Sırrı Sâkatî hazretleri Gaddesallahu sırrahu buyuruyor ki:

Her kim Mevlid’in Nebî (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’i Yani Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in Mevlid’ini okutmak için bir yeri kast eylese, hazırlasa, niyet eylese, o kimse cennet bahçelerinden bir bahçe hazırlamış olur. Yani Mevlid okutmaya bir yer hazırlasa o kimse cennet bahçesinden bir bahçe hazırlamış olur. Çünkü bu hazırlamış olduğu yeri Resulullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in sevgisinin için hazırladı. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) efendimiz buyurmuştur ki :

- Her kim beni severse cennette o kimse benimle beraber olur. diye buyurmuştur.

Bu Mevlid’i böyle okuyan ve okutan kimse Resulullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) hazretleri ile cennette beraber olur.

Burayı boş buldum ben yazdım, yazıyorum.

Resûl’ü Ekrem ve Nebiyyi muhterem  (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) buyuruyor ki:

“Men ahabbeniy fagad men ahabballah, men ahabballah dahalel cenneh.”

Türkcesi:Her kim beni severse Allahu tealayı sevmiş oldu. Allah’u teala’yı sevenin yeri cennet oldu. O cennete girer demektir.

Mevlid’i Şerif okutmakta ancak Resulullah efendimizi sevmekle olur. Ashab zamanında Re-sûl’ü Ekrem efendimizi evine davet etmeyi büyük devlet bilerek davet ederlerdi. Her müşkülleri hallolur, hayır bereket artar, evine feyzi ilahi, rahmeti ilahi dolardı. Biz de o zamanda bulunsaydık, biz de davet ederdik.Amma Mevlid okur, veya okutturursak aynı daveti biz de yapmış oluruz. Çünkü Cum’a günü getirilen Salavat’i şerifeyi bizzat kendisi alıyor. Öyleyse davete, Mevlid’e o da geliyor Bunu yazan Bilâl.

“ Ve Gâle  Sultan’ül Arifiyn El İmam-ı Celâleddîn-i  Suyûtî Gaddesallahu Sırrahu ve nevvere barihahu fî kitabihil  Müssemma bil vesail fî şer-hi şemaîl ma min beyti ev mescidin ev mahilletin gurue fîhi Mevlid’in Nebî (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) illa haffetül melâiketü zâlikel beyti ev el mescid ev el mahilleti ev salletil melâiketi alâ ehl-i zâlikel mekan ve ammehumullahu bi rahmeti ver-Rıdvan ve emma mutavakkaûna bin nûri”

Yani:

- Cebrail, Mikâil, İsrâfil ve Azrâil Aleyhis selâm ve “innehüm yusallûne alâ men kâne sebeben bi graati Mevlid’in Nebî (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)

Türkcesi: Ariflerin  Sultânı İmam-ı Celâleddinî Suyutî HazretleriGaddesallahu sırrahu (Allah sırrını takdis eylesin ve kabrini pür nûr eylesin) “Bil Mesail” isimli kitabında “Şemaili Şerif”yazarken onun şerhinde şöyle buyurmuştur ki:

- Bir ev de ya bir mahalle de, ya bir Cami de, mescitte orada Mevlid’i Şerif okunsa, orayı melekler sarar. O ev yahut mescit, yahut mahalleyi sararlar. Melekler salavat getirirler. Oradaki  bulunan cemaate Allah’u teala onlara rahmetini ve rızasını verir. Yani melekler o cemaate dua ederler. Cenab-ı Hak’ta onlara,  onun duaları, o meleklerin duası üzerine rahmetini ve rızasını verir. O cemaate.

“Ve gâle eyden mâ min müslimin graetihi beytihi Mevlid’in Nebî (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) İllâ refea Allah’u Subhanehu ve teala el kahdu vel Vebâu, vel garku ve afatü vel beliyyat.”Bunun manası yazılmamış burayı ben söyleyim.

Ve gâle eyden: Aynı onun gibi söylediler.

Ma min müslümin garae:

Her hangi bir Müslüman okur.

Fî beytihi Mevlid’in Nebî (Sallallâhu Aleyhi Vesellem):

Evinde Mevlid’i şerif okur.

İllâ refea Allah’u Subhanehu ve teala:

Allah’u teala hazretleri oradan kaldırır. Neyi kaldırır?

El Kahdu :Kıtlığı,

Vel Vebau: Veba hastalığını,

Vel Hargu:   Yangını,

Vel Garku : Suya gark olmayı,

Vel Afat:     Afatı,

Vel beliyyat: Belaları

Vel buğzu:    Oradan buğzu hasedi,

Vel ayni sûi: Yani göz değmesini,

Ven Nususi:  Hırsızdan,

An ehl-i zalikel beyt: Bu evin ehlini onlardan Cenab-ı Hakk muhafaza eder.

Ve izamete hevven Allah’u aleyhi:       O kimse ölürse Allah’u teala o kimsenin üzerine kolaylık getirir.Cevaben:

Münker ve Nekir’in:Münker ve Nekir meleklerinin suali ve cevabı kolay gelir.

“Ve yegûdü magadi sıdgın inde melikin mugtedir” :Yani Allah’u teala hazretleri der ki (Sure-i Kamer Ayet 55)

O melik muktedir olan Allah’u teala’nın yakınında olur.

Fe men erade tazimen Mevlid’in Nebî (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)

Her kim Mevlid’i Nebiyye, Mevlid’i Resulullah’a (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’e hürmet etse,

Yekfihihi hazel kadrü: O kimseye o kifayet eder.

Ve men lem yekun indehu tazimü Mevlid’in Nebî Aleyhis selâm:

Her kim Mevlid’i şerife tazim etmezse, kıymet vermezse,

Lev melete lehüd dünya  fî medhihi:

Eğer bütün dünyada onun  methu senası dolmuş olsa bile o kimse Allah’ın nazarında değildir.

Lem yuharrek kalbihu: Onunkalbine hareket gelmez.

Fil muhabbeti lehû:Resulullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in muhabbeti onun  kalbine gelmez.

Cealen Allah’u ve iyyaküm Allah’u: Sizi de bizi de onun muhabbetinden ayırmasın.

Mim men yuazzimuhû ve ya’rifu kadruhu: Her kim onu tazim eder onun  kadrini de bilirse.

Ve min ahassi hassin muhibbihi: Her kim O’ hakkı ile muhabbet ederse.

Ve edbahihi: Onun tabilerine Cenab ı Hakk teala hazretleri bizleri onlara  uyanlardan etsin Amîn.

“Yâ Rabbel alemiyn ve Sallallahu alâ seyyidinâ  Muhammed ve alâ âlihi ve sahbihi ecmaîn. İlâ yevmiddîn salavatullahi ve selâmün ecmâin sallu aleyhi ve sellimû teslimâ hatta tenalû cenneten ve naîmâ amin yâ muîn ve selâmün alel mürselîn vel hamdülillâhi rabbil âlemîn”El Fatiha

İşte Resulullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in Mevlid’i Şerifine  hürmet böyledir. Bu Mevlid’i şerifin hakkında aleyhinde söyleyen hocalarımız var, vaazlarımız var. Bunun ne gereği var. Mevlid’in ne gereği var diyenler bunu dinlesinler, Allah’dan korksunlar, Resulullah’dan utansınlar. Cenab-ı Peygamberimiz  Muhammed Mustafa (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) Efendimiz Hazretlerini, Cenab-ı Hakk bütün kâinatı onun yüzü hürmetine yaratmıştır.

Hazreti Şeyh Abdulkadir Geylâni Efendimiz Hazretleri buyuruyor ki, Hadis-i kudsi de Allâh’u Teâla :

- Yâ Muhammed! Eğer sen olmazsan ben yerleri ve gökleri yaratmazdım. Senin yüzün hürmetine yarattım, diyor. Öyleyse Vehhabi mezhepli zındıkların, fasıkların sözlerine bakmayıp, kendi imanınızdan, itikadınızdan ayrılmayın. Çok kötü hocalar var, Vehhabi mezhebli, Vehhabi gidişatlı hoca olmuş, müderris olmuş, kendisinde takva olmadıktan sonra neylemeli, ehl-i takva olanları Allah korusun Cenab-ı Hak teala….

Allah ehl-i takva olan hocaları, müftüleri, müderrisleri, vaazları korusun.. Cenabı Hakk onlara yardımcı olsun. Fasıkları da Cenab-ı Hakk teala Hazretleri onları islah etsin. Onları Cenab-ı Hakk doğru yola getirsin. Amin (Banttan alınan Mevlid vaazı burada sona erdi.)

Bilâl Nadir (Bilal Baba) Hazretleri’nin Süleyman Çelebi’den Önce Mevlid Yoktu Diyenlere Verdiği Cevap

Derler ki: Mevlid’i ilk yazan Süleyman Çelebi Hazretleridir. Ondan evvel Mevlid yoktu. Bu söz yanlıştır. Mevlid  Hz. Ebû Bekir zamanından beri okunmaktadır. Türkler Müslüman olunca Arapça  olan kitapları türkçeye çeviriyorlardı. Her zat bir veya birkaç kitabın arabçasını türkçeye çevirip tercüme ediyordu. Mevlid’i Şerifi ilk defa Türkçeye çeviren  birazda geliştiren Süleyman Çelebi Hazretleri olmuştur.

Aşağıdaki beyitler de Süleyman çelebi hazretlerinin bu Mevlid-i  şerifi aynen yukarda anlatıldığı gibi bizzat kendisinin Arapça Mevlidlerden tercüme ederek yazmış olduğu açıkça görülmektedir:

Şol kitâblar içre söylenen haber

Zâhir oldu göründü ser-teser

Halk-ı âlem gözleriyle gördüler

Görmeyenlere haberler verdiler

Âmine Hâtûn gözüyle gördüğün

Ol gece de nice lutf-e erdiğin

Râvîler yazdı haber verdi bize

Biz dahi yazdık kim edevuz size

Şimdi iyice düşünmek lâzım Ashab bu güne kadar Peygamberimizin yıkandığı suyu, nalinini, mektubunu, ayak izini, sakalının telini, hepsinin tarihcesini öğrenip, yazıp saklayıp muhafaza ediyor da Allah’u teala’nın habibi, alemlerin efendisi olan, bütün peygamberlerin baş tacı olan, alemlere rahmet olan, canlı cansız her şey onun yüzü, gözü hürmetine yaratılan meziyetleri yazmakla, saymakla bitmeyen Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in en büyük seferi (Yolculuğu) olan Arş-ı Alâ’ya  gitmesi Mevlid’de yazılmayan daha bir çok halleri olan Peygamberimizin Mevlid’ini elden ele dilden dile söyleyip hürmetle, tazimle okumazlar mı? Ashab bizden büyük diyoruz, Peygamberimizi herkesten fazla seviyorlar. Onlar hiç Mevlid’i okumazlarmı? Asıl onlar okurlar. Peygamberimize  en fazla kıymeti ashab  verir. Canlarını esirgemeyip her zorluğa Allah için, Resulullah için katlanmışlardır. Peygamberimizi ashab evlerine davet etmeyi kendilerine çok büyük bir nimet bilirlerdi. Peygamberimizin geldiği evde hayır bereket eksik olmaz, birçok mucizeleri görülür, müşkülleri hallolur, o evde dirlik, düzen, hayır, bereket çok olurdu. Bunun için ashab Peygamberimizi davetetmek için sıraya girerlerdi. Hz. Osman Radıyallahu anhu Peygamberimizi evine davet edince kendine baktılar ki; Peygamberimizin ayaklarına bakıyor. Hikmetini sordular; buyurdu ki:

Peygamberimiz evinden çıkıp bizim eve gelinceye kadar kaç adım attı ise onun sayısı kadar kurban keseceğim dedi. Ve kesti. Kitabımızda Hz. Cabir’in Peygamberimizi nasıl davet ettiğini yazmıştık; öyle davet ederlerdi.  Biz de o zaman da olsak aynı daveti yapardık. Ne yazık ki o zamana yetişemedik. Şimdi biz Peygamberimizin namına fakir fukaraya yemek yedirir. Onun hürmetine Mevlid’de kokular serper, O’nun doğumunu, yaşantısını, miracını över, söyler. O’nun namına Kur’an okutur, dualar eder, Peygamberimizin doğumunda ayağa kalkar salavatı şerife, tekbir getirirsek o sahabilerin aynı yapmış olduğu daveti bizde yapmış oluruz. Şimdi bile bir insanın namına onun sevgisinden hürmetine onu överekten, onun sevdiğini davet edersek onu davet etmiş sayılmaz mıyız? Bu da aynısı davet sayılır. Allah’ım öyle kabul etsin, ederde İnşallah, âmin.

“O gün her ümmetin içinden kendilerinin üzerine birer şahit göndereceğiz. Ayrıca seni de onların üzerine tam bir şahit olarak getirdik. Bu kitabı da sana her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve Müslümanlar için de bir müjdeci olarak indirdik.[1]

124 bin peygamber hepsi huzurda şahit olacak, bütün ashab, mezhep imamları, bütün tarikat pirleri ve şeyhleri hepsi yerlerini alacak, bütün mahşer halkı önünde Allah Celle Celaluhu Hazretleri Hakim olacak, hüküm verecek. Her şahsın hesabı, mahkemesi, söylediği sözler, yaptığı işler, suçlu suçsuz ne söylemişse, ne yapmışsa hepsi aşikâr olacak. Allah Celle Celaluhu’ın en sevgili ve en büyük Peygamberi Hz. Muhammed (Sallallâhu Aleyhi Vesellem), Allah Celle celaluhu’ın yanında baş şahittir. Diğer Peygamberler, evliyalar o an son derece hürmetle  duracaklar ve diğer peygamberler de şahit. O zaman Allah Celle celaluhu sevgili habibibini göstererek:

Bunun sevgisini aşılamak için Mevlid’i milyarlarca Müslüman seve seve okuyordu. Ben de Kur’an da şu şu ayetlerim de övdüm. Sen neye istinaden yasakladın? Bu benim baş şahidimdir, bunların hepsi de şahidimdir. Sen neden bunun övülmesine muhalefet ettin diye muhakkak, yüz de yüz soracak, orada insanı haddinden fazla konuşturmazlar. Bir soru sorarlar cevap verildi ise verildi, verilmezse cehennemi zümeraya atarlar. Cenab-ı Hakk Teala :

Muhammed sizden bir rical mertebesine yetişen oğlan çocuğunun babası değildir. Ve lâkin O Allah’ın Hakk Resûludur ve bütün peygamberlerin baş tacıdır.[2]Neden inanmadın, inandınsa neden muhalefet ettin, derler.


[1] Sure-i Nahl, Ayet 89

[2] Sure-i Ahzab, Ayet 40

Mevlid Okumayın Bid’attır, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in Zamanında Mevlid Okutma Yoktu Diyenlere

Birinci: Mevlid’i ilk okuyan Kur’an-ı Kerimde Allah’u Teâla’dır. Mevlid okutma Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’i övmedir. Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’i de Allah’u Teala Kur’anı Kerimde bizim Mevlidi şerifte övdüğümüzden daha fazla övüyor. Allahu Teala’nın övdüğünü övmek farzdır. Mevlid’i şerifte; Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) övülünce  Mevlid’i şerifi de okumak farzdır. Bir çok ayetler  ve bir çok sureler Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’i övmektedir. Bazı yerlerde de ismini söyleyerek övüyor.

“Allah ve Melekleri Nebisine salât’ü selâm ederler! Ey Allah’a iman edenler siz de salât’ü selâm edin[1].”

“Muhammed  sizden hiçbir rical mertebesisine yetişen oğlan çocuğunun babası değildir. Velâkin o Allah’u Teala’nın Hakk Resûlu’dür ve bütün Peygamberlerin baş tacıdır.”[2]

“Resulullah’ın ruyası doğrudur[3]…”

“Onun  dini de Haktır[4]….”

“Muhammed Allah’ın Hak Resuludur. Onun yanındaki Hazreti Ebû Bekir, Hz.Ömer, Hz. Osman, Hz.Ali Radıyallahu anhu’leri vasıfları ile öven Ayet. [5]

“Ey Peygamber! Şüphe yok ki, Biz seni bir şahit bir müjdeleyici ve uyarıcı; Allâh’ın izniyle; Allâh’a bir davetçi, nurlandırıcı (nur saçan) bir kandil olarak gönderdik[6].”

Hacı Muhammed Bilâl-i Nadir hazretleri kasidesinde  Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’i öven ayetleri sıralıyor ve diyor ki:

Ya Resûlullah! Cemâlin Subhanellezî Esra imiş,[7]

Saçın velleyli iza yağşa gözün vennecmü Âyetel Kübra imiş.[8]

Veş-Şemsü zatın ved-Duha sıfatındır senin[9]

Nûr’un alâ nûr da hüviyetin bu âlemden Kübra imiş.

Senin hakkında indi Sure-i  Ayetel Kevser[10],

Deryayı feyzinde senin Kevser bir katra imiş.

Manada senin kadrini bilen bildi kendi kendini,

Başın arş-ı Âlâ da senin, ayakların tahtes-serada imiş.

Hılkat-ı ervahta sensin Enbiyalar, Evliyalar atası,

Hılkat-i ecsamda Âdem ata, bu cümleden Kübra imiş.

Mucizatın âlemde ceryan etmektedir hala gün gibi,

Kur’ânül Kerim-ül Azîm-ül Bürhan, bu cümleden kübra imiş.

Kıl şefaat sen bu gün Enbiyalar, Evliyalar serveri eyle medet,

Bu gürûhi aşıklarına senin bu Bilâl’in Nâdiri’yyül Kâdiri

cümleden sonra imiş.

Süleyman Çelebi hazretleri de Mevlid’inde, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’i ilk övenin Allâh’u Teâlâ olduğuna şu beyitleriyle işaret etmektedir:

Oldur ol halk içre Hakk’ın sevdiği

Dâima Kur’ân’da anıp övdüğü

Bu Süleyman nice medh etsin ânı

Çünkü meddâhıdır anın ol Ganî[11]

Ol ki meddâh-ı anın Allah ola

Var kıyâs eyle ki ol ne şâh ola[12]

İkinci: Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’i öven, Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in zamanında Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in altı tane şairi vardı. Bizim bulabildiğimiz  üç tanesinin isimleri;

Hassan ibn-i Sabit,

Ka’b ibn-i Malik,

Abdullah ibn-i Revaha’dır.

Bunlar Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’i her gittiği yerde kaside ile övüyorlardı. Ayrıyeten Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)’nun ve ashabın söylediği kasideler de vardır. (İstanbul Süleymaniye kütüphanesinde kayıtlı olan El-Mecmuatul-Kübra adlı eserde: Sahabe-i Kiramın Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in üzerine söyledikleri kasideleri yer almaktadır.[13])

Üçüncü: Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in ashabı lisanen  Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’i her gittiği yerde övüyor, Münafıklar da Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in yüzüne karşı seviyor görünüp, başka yerde Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’i övenlere kızıyor, öfkeleniyorlardı.

Dördüncü: Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’i ilk defa Hazreti Ebû Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, ve Hazreti Ali (Radiyallâhu anh) Mevlid’de övmüşlerdir.

İmam-ı Celâlettin es-Suyutî Hazretlerinin “Bil Mesail” isimli kitabında Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in şemaili şerifinde Cihar-ı Yar’dan beri Mevlid’in okunduğu tesbit edilmiştir.

Ve ayrıca ”El İmam el Alim, el-Allâme Şihabüd-dîn Ahmed bin Hacer el-Heytemi Eş-Şâfi Rahmetullahi aleyh’de “En-Ni’metil-Kübra Alel Alem Fî Mevlid’i Seyyidi veledi Âdem“ isimli kitabında da dört halife devrinden beri Mevlidin okunduğu tafsilatlı olarak yazılmaktadır.

Beşinci: Süleyman Çelebi Hazretleri de Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’in doğumunu, Peygamberlik gelmesini ve Miracını yazıyor.

Altıncı: Bizde hem yazıyor, hem okuyor, hem de ömür boyu övüyoruz.

“Siz Allah’u Teala’ya ve Resûlüne itaat edin”[14] Ayetine  göre,

Allah’a itaat: Allah’ın emirleri olan farzları yapmak, söylemek ve millete aşılamaktır.

Resûlune itaat: Onun sünnetini yapmak, O’nu övmek ve O’nun sevgisini aşılamaktır.

O Muhammed üzerine Allah salavat getirir, melekler salavat getirir. Ey mü’minler siz de salavat getirin.[15]

Salavat-ı Şerife toplu olarak, hep bir ağızdan Mevlid’i şerifte  getiriliyor. Bu da Allah’u teala’nın emridir.

Ayette: İnfak edin.[16]

Bu ayetlere göre  Peygamberimiz (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)’i övmeyi, O’nun üzerine Salavat getirmeyi, Mevlid yemeği yedirmeyi, Allah’u Teala emrediyor. Mevlid’in okunacağına bu ayetler delildir.


[1] Sure-i Ahzab, Ayet 56

[2] Sure-i Ahzab, Ayet 40

[3] Sure-i Fetih, Ayet 27

[4] Sure-i Saf, Ayet-9; Sure-i Fetih, Ayet 28

[5] Sure-i Fetih Ayet 29

[6] Sure-i Ahzâb, Ayet 45-46

[7] Sûre-i İsra, Âyet 1.

[8] Sûre-i Necm.

[9] Sûre-i Şems ve Sûre-i Duha.

[10] Sûre-i Kevser.

[11] Madem ki o nebi’nin medh edicisi, öveni Allâh’u tealadır. Bu Süleyman onu nasıl meth etsin

[12] Medh edeni, öveni Allah olursa var kıyas eyle O (Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellem) ne büyük Şahtır.

[13] İstanbul,  Süleymaniye Kütüphanesi, Tirnovalı; No: 1510

[14] Sure-i Nisa, Ayet13, 69, 80; Sure-i Ali İmran Ayet 32

[15] Sure-i AhzabAyet 56

[16] Sure-i Hac Ayet 34-35; Sure-i Enam Ayet 160; Sure-i Secde Ayet 16; Ramuz’ul Ehadis Hadis No:3058,3444, 3928, 4282; Sünen-i Tirmizi Cild-3, Hadis No:1915; Kenzül İrfan Hadis No 370,468,469,473-474; Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 12, Hadis No:2017

Veladet Bahri

Şefîul-usat, fî yevmil Arasat,

Ahmed-i Mahmud-u Muhammed

Mustafa râ Salavât.

 

Âmine hâtun Muhammed ânesi,
Ol sadeften, doğdu ol dür dânesi.


Çünkî Abdullahdan oldu hâmile,
Vakt erişdi hefte vü eyyam ile.


Hem Muhammed gelmesi oldu yakîn,
Çok alâmetler belirdi gelmeden.

(Allâhümme salli alâ Muhammediv
Ve alâ âli Muhammed)


Ol Rebiûl evvel âyın nîcesi,
On ikinci gîce isneyn gîcesi.


Ol gîce kim doğdu ol hayrûl-beşer,
Ânesi anda neler gördü neler.


Dedi gördüm ol habîbin ânesi,
Bir acep nûr kim, güneş; pervânesi.


Berk urup çıktı evimden nâgehân,
Göklere dek nûr ile doldu cihân.


Gökler âçıldı ve feth oldu zulem,
Üç melek gördüm elinde üç âlem.


Bîri meşrik bîri mağribde anın,
Bîri dâmında dikildi Kâbenin.


Bildim anlardan kim ol halkın yeği,
Kim yakîn oldu cihâna gelmeği.


İndiler gökden melekler; sâf, sâf,
Kâ’be gibi kıldılar evim tavaf.


Geldi hûriler geldi bölük bölük buğûr,
Yüzleri nûrundan evim doldu nûr.

 

Çevre yânıma gelip oturdular,
Mustafâ'yı birbirine muştular.


Dediler oğlun gibi hiç bir oğul,
Yâradılâlı cihân gelmiş değil.


Bû senin oğlun gibi kadr-ı cemîl,
Bir anâya vermemiştir ol Celîl.


Ûlu devlet buldun ey dildâr sen,
Doğiserdir senden ol hulk-ı hasen.


Bû gelen "ilm-î ledün" sultânıdır,
Bû gelen tevhîd ü irfân kânıdır.

 


Bû gîce ol gîcedir kim, ol şerîf,
Nûr ile âlemleri eyler latîf.

(Allâhümme salli alâ Muhammediv
Ve alâ âli Muhammed)

Bû gîce şâdân olur erbâb-ı dil,
Bû gîceye can verir eshâb-ı dil.
(Yâ Resulâllah)

 

Rahmetel lil'âlemindir Mustafâ,
Hem şefîal müznibîndir Mustafa.


Vasfınî bû resme tertib etdiler,
Ol mübârek nûru terğib etdiler.


Âmine eder çü vakt oldu temâm,
Kim vücûda gele ol hayrül enâm.


Sûsadım gâyet harâretden katî,
Sundular bir câm dolusu şerbeti.

(Allâhümme salli alâ Muhammediv
Ve alâ âli Muhammed)


Şerbeti sundukta bana hûriler,
Bûnu sana verdi Allâh dediler.


Kardan ak îdi ve hem soğuk idi,
Lezzeti dâhi şekerde yok idi.

 

İçdim ânı oldu cismim nûra gark,
İdemezdim kendimi nûrdan fark.


Geldi bir akkuş kanâd ile revân,
Arkamı sığâdı kuvvetle hemân.

 

(Allâhümme salli alâ Muhammediv
Ve alâ âli Muhammed)

 

Doğdu ol sâatde ol sultân-ı dîn,
Nûra gark oldu semâvât-ü zemîn.

 

(Allâhümme salli alâ Muhammediv
Ve alâ âli Muhammed)


Sallû Aleyhi ve Sellimû teslimâ,
Hatta tenâlû cennetev ve naîmâ.

 

(Allahümme salli alâ seyyidinê

Muhammedinin Nebiyyi'l-ümmiyyi ve alâ

êlihî ve sahbihî ve sellim.

 

Allahümme salli alâ seyyidinê

Muhammedinin Nebiyyi'l-ümmiyyi ve alâ

êlihî ve sahbihî ve sellim.

 

Allahümme salli alâ seyyidinê

Muhammedinil lezi cae bil hakkıl  mübin

ve erselte hu rahmetel lil âlemin.)

 

Amin...

 

اَلْحَمْدُللهِ رَبِّ الْعَلَميِنَ*

 

 

 وَ الصّلاَةُ وَالسّلامُ عليَ رَسُولِناَ مُحَمَّدِ وَ عليَ آلِهِي وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ*

 

 

اَلّهُمَّ بِجاهِ نَبِيِّكَ الْمُصْطَفاَ*وَرَسولِكَ الْمُرْتَظاَ*

 

 

طَهِّرْ قُلوُبَناَ مِنْ كُلِّ وَصْفٍ يُباَعِدُناَعَنْ مُشاَهَدَ تِكَ وَ مُحَبَّتِكَ*

 

 

وَاَمِتْناَ عَلىَ السُّنَّةِ وَ الْجَماَعَتِ وَ الشَّوْ قِ اِلي لِقاَءِكَ ياَذَ الْجَلاَلِ وَلاِكْراَمِ*

 

 

بِرَ حْمَتِكَ ياَ اَرْحَمَ الرّاحَمِينَ*

 

 

وَالْحَمْدُ للهِ رَبِّ الْعاَلَمِينَ

 

الفتح

(Tevhid Bahri)

Seyyid-i Kâinat, Hz. Fahri Alem Muhammed Mustafa ra Salavat

Allah adın zikridelim evvela
Vacib oldur cümle işde her kula

Allah adın her kim ol evvel ana
Her işi asan eder Allah ana

Allah adı olsa her işin önü
Hergiz ebter olmaya anın sonu

Her nefeste Allah adın de müdâm
Allah adıyle olur her iş temam

Bir kez Allah dese aşk ile lisân
Dökülür cümle günah misl-i hazan

İsmi pakin pak olur zikreyleyen
Her murada erişir Allah deyen

Aşk ile gel imdi Allah diyelim
Derd ile gözyaş ile âh idelim

Ola kim rahmet kıla ol padişah
Ol Kerim-ü ol Rahim-ü ol İlah

Birdir ol birliğine şek yok dürur
Gerçi yanlış söyleyenler çok dürur

Cümle alem yoğ iken ol var idi
Yaradılmışdan gani Cebbar idi

Var iken ol yok idi ins-ü melek
Arş-ü ferş-ü ay gün hem nuh felek

Sun ile bunları ol var eyledi
Birliğine cümle ikrar eyledi

Ol dedi bir kerre var oldu cihan
Olma derse mahv olur ol dem heman

 

 

Merhaba Bahri

 

Yâradılmış cümle oldu şâdümân
Gam gidûp âlem yenîden buldu cân

Cümle zerrat-ı cihân idûb nidâ
Çağrışûben dediler kim merhabâ

Merhabâ ey âli sultân merhabâ
Merhabâ ey kân-ı irfan merhabâ

Merhabâ ey sırr-ı fürkân merhabâ
Merhabâ ey nûru râhman merhabâ

Merhabâ ey bülbül-i bâğ-ı Cemâl
Merhabâ ey âşinâ-yi Zülcelâl

Merhabâ ey cân-ı bâki merhabâ
Merhabâ uşşâkâ sâki merhabâ

Merhabâ ey cân-ı cânan merhabâ
Merhabâ ey derde dermân merhabâ

Merhabâ ey cümlenin matlâbu sen
Merhabâ ey Hâlikın mahbâbu sen

Merhabâ ey Pâdişah-i dû cihân
Senin için oldu kevn île mekân

Merhabâ ey rahmeten lil-âlemîn
Merhabâ sensin şefîa'l-müznibîn

Ya Rasülallah, şefaat eyle halim pek yaman
Mücrimim bîçareyim, muhtacınım ben her zaman
Cürm-ü isyanım pek büyük, almaz zemin-ü asuman
Bu gafletten uyandır Ya Rasülallah, aman...


Ey gönüller derdinin dermânı sen
Ey yarâdılmışların sultânı sen

Sensin ol sultân-i cümle enbiyâ
Nûr-i çeşm-i evliyâ vü asfiyâ

Yâ habîballâh bize imdâd kîl
Son nefes didârın ile şâd kîl


Allâhümme salli alâ seyyidinâ
Muhammedinillezî câe bilhakkıl mübîn
Ve erseltehû rahmetel lil âlemin

Mevlîd-i Şerif Kasidesi

Ey Hüdâ’dan lütf-i ihsan isteyen
Mevlîd-i pâk-i Resûlullah’a gel,

Cennet içre Huri Gılman isteyen,
Mevlîd-i pâk-i Resûlullah’a gel.

Ol Resûl’ün doğduğu şebb-i güman,
Leyle-i kadre müşabihtir heman,

Bulmak istersen Cehennem’den eman,
Mevlîd-i pâk-i Resûlullah’a gel.

Zât-ı pâk-i cânü dilden dinle sen,
Mahz-ı nûr’u Hakk’tır ol zât-ı hasen,

Olduğunca dünyada sağ-u asan,
Mevlîd-i pâk-i Resûlullah’a gel.

Meclis-i Mevlid de ey vâli müdam.
Ol Resûl’e kıl salât ile selâm,

Cennet-i âlâ da istersen makam,
Mevlîd-i pâk-i Resûlullah’a gel.

Fikredip dünyadan elbet göçmeği,
Cennet’e âhir Sırat’tan geçmeği,

Havz-ı Kevser’den dilersen içmeği,
Mevlîd-i pâk-i Resûlullah’a gel.

MİRAÇ BAHRİ

Söyleşirken Cebrail ile kelam
Geldi Refret önüne verdi selam

Aldı ol şah-ı cihanı ol zaman
Sidreye gitti vü getirdi heman

Gördü gök ehli ibadettre kamu
Her biri bir türlü taatte kamu

Kim tehlil ü kimi temcid okur
Kimi tesbih ü kimi tahmid okur

Kimi kıyamda kimi kılmış rükû
Kimi Hakka secde kılmış ba huşû

Kimisini aşk-ı Hak almış durur
Valehü hayran'ü mest kalmış durur

Hep gök ehli cümle karşı geldiler
Mustafaya izzet ikram kıldılar

Merhaba ya muhammed dediler
Ey şefaat kân-ı Ahmed dediler

Her biri kutladı mi'racını
Dediler giydin saadet tacını

Yürü kim meydan senindir bu gece
Sohbeti sultan senindir bu gece

Ermedi evvel gelen bu devlete
Kimse layık olmadı bu ri'fate

Çünkü kamusun görüp geçti öte
Vardı erişti ol ulu hazrete

Bi hurufu lafs-ı sazt ol padişah
Mustafaya söledi bî iştibah

Dedi kim mahbubu matlubun benem
Sevdiğin can ile mabudun benem

Gece gündüz durmayıp istediğin
Nola kim görsem cemalin dediğin

Gel Habibim sanâ aşık olmuşam
Cümle halkı sanâ bemde kılmışam

Ne muradın var ise kılam reva
Eyleyem bir derde bin türlü deva

Mustafa dedi ya rabbenalalemin
Ey hatabuşu atası çok kerim

Ol zaif ümmetlerin hali ne ola
Hazretine nice anlar yol bula

Gece gündüz işleri isyan kamu
Korkarım ki yerleri ola tamu

Ya İlahi hazretinden hacetim
Bu durur kim olan makbul ümmetim

Hak Tealadan erişti bir nida
Ya Muhammed ben sanâ kıldım ata

Ümmetini sanâ verdim ey Habib
Cennetimi anlara kıldım nasib

Ey habibim nedir ol kim diledin
Bir avuç toprağa minnet eyledin

Ben sanâ aşıkı olucak ey latif
Senin olmaz mı dü alem eş şerif

Zatıma mir'at edindiğim zatını
Bile yazdım adım ile adınıı

Hem dedi kim ya Muhammed ben seni
Bilürem göremeğe doymazsın beni

Liyk varıp davet et kullarımı
Ta gelüben göreler didarımı

Tarfet-ül ayn içere ol Fahri cihan
Ümmühanı evine geldi heman

Her ne vaki oldu ise serseter
Cümlesin ashabına verdi haber

Dediler ey kıble-i İslam-ı din
Kutlu olsun sanâ mir'ac-ı güzin

Biz kamumuz kullarız sen şahsın
Gönlümüz içinde ruşen mahsın

Ümmetin olduğumuz devlet yeter
Hizmet kıldığımız izzet yeter

Evvel andık anı kim evveldir ol
Evveline bulmadı hiç akl yol

Evvelin ol evvelidir bigûman
Ahirin hem ahiridir cavidan

Çünkü Hak evvelliğin bildik ayan
Dinle imdi kılayım sûn'un beyan

Hak Tela ne yarattı evvela
Cümle mahlukattan kim evvel ola

Mustafa nurunu evvel kıldı var
Sevdi anı ol kerimü girgidar

Her ne türlü kim saadet vardürür
Yahşi hu, gerekli adet vardürür

Hak sanâ verdi mükemmel eyledi
Yaradılmıştan mufaddal eyledi

Andan oldu her nihan-ü aşikar
Arş-ü ferş-ü yerde gökte ne ki var

Ger Muhammed olmaya idi ayan
Olmayıserdi zemin ü asuman

Hem vesile olduğu içün ol Resul
Ademin Hak tevbesini kıldı kabul

Ger Muhammed gelmeseydi aleme
Tac-i izzet ermez idi Ademe

Nuh anıçün buldu hem garktan necat
Daği doğmadan göründü mûcizat

Cümle anın dostluğuna adına
Bunca izzet kıldı Hak ecdadına

Ceddi olduğiçün anın hem Halil
Narı cennet kıldı anâ ol Celil

Hem dahi Musa elindeki asa
Oldu anın hürmetine ejderha

Ölmeyip İsa gök'e buldu yol
Ümmetinden olmak için idi ol

Gerçi kim bunlar dahi mürseldürür
Lîk Ahmed ekmelü efdaldürür

Çün temenni kıldılar Haktan bular
Kim Muhammet ümmetinden olalar

Sünnetin tut ümmeti ol ümmeti
Ta nasip ola sanâ Hak rahmeti

Allah Adın Bahri

Allâh adın zikredelim evvelâ
Vâcib oldur cümle işte her kulâ

Allah adın her kim ol evvel anâ[1]
Her işi âsân eder Allah anâ[2]

Allah adı olsa her işin önü
Herkiz ebter olmaya ânın sonu[3]

Her nefeste Allah adın di müdâm[4]
Allah adıyla olur her iş tamam

Bir kez Allah dese aşk ile lisân
Dökülür cümle günah misl-i hazân[5]

İsm-i Pâkin pâk olur zikreyleyen
Her murâda erişir Allah diyen

Aşk ile gel imdi Allah diyelim
Derd ile göz yaş ile âh idelim.

Ola kim rahmet kıla ol Pâdişah[6]
Ol Kerîm ü ol Rahîm ü ol ilâh

Birdir ol birliğine şek yokdurur[7]
Gerçi yanlış söyleyenler çokdurur[8]

Cümle âlem yok iken ol vâr idi
Yaratılmıştan Ganî Cebbâr idi.

Vâr iken ol yok idi ins ü melek
Arş ü ferş ü ay ü gün hem nuh-felek[9]

Sun’ ile bunları ol vâr eyledi
Birliğine cümle ikrâr eyledi[10]

Ol dedi bir kerre var oldu cihân
Olma derse mahv olur ol dem hemân

Bâri ne hâcet kılavuz sözü çok
Birdir Allah andan artık Tanrı yok[11]

Haşre dek ger denilirse bu kelâm
Nice haşr ola bu olmaya tamâm[12]

Ger dilersiz bulasız oddan necât
Aşk ile derd ile edin es-salât[13]

Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Resûlallah
Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Habîballah
Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Nuru Arşillah

Ey azîzler işte başlarız söze
Bir vasiyyet kılarız illâ size

Ol vasiyyet kim derim her kim tuta
Misk gibi kokusu canlarda tüte.

Hakk Teâlâ rahmet eyleye anâ
Kim beni ol bir duâ ile ana,

Her kim diler bu duâda buluna,
Fâtiha ihsân ede Süleyman kuluna,

{ Lillâhil Fâtiha Maas-Salavât }

[1] Anâ: Anarsa, derse, söylerse.
[2] Âsân: Kolay kılar, kolaylaştırır.
[3] Onun asla sonu kesik olmaz.
[4] Müdâm: Devamlı
[5] Bütün günahlar sonbahar yaprakları gibi dökülür.
[6] Ol pâdişah: o Allah
[7] Şek yokdurur: Şüphe yoktur.
[8] Çokdurur: Çoktur.
[9] Arş: Alemin tasavvur edilemeyen en yüksek noktası. O (Muhammed Sallallâhu Aleyhi Vesellem) var iken İnsan, Melek, Yer Gök, Ay Gün, hemde Dokuz Gezegen yoktu.
[10] Sun’ : Yaratmak.
[11] Sözü fazla uzatmaya gerek yok, Allâh birdir ondan başka tanrı yoktur. Kılavuz: Kılalım
[12] Bu söz eğer haşre kadar söylense birçok haşr tamam olur bu tamam olmaz.
[13] Eğer cehennemden kurtulmak istiyorsanız aşk ile dert ile Peygamberimize selat-ü selam getirin.

Risâlet-i Tebliğ

İşidin hem dahi nîtdi ol hümâm
Çünkü Hakk emrini ol kıldı tamâm

Ol şah-ı sultân-ı cümle enbiyâ
Nûr-ı çeşm-i evliyâ vü asfiyâ

Ümmetinin devleti vü varlığı
Çünkü Allâh’tan getirdi yarlığı

Okudu ol halka bildirdi tamâm
Şer’i âlem içre hoş tutdı nizâm

Kıldı davet Hakk’a hem kulları
Şer’ ile gösterdi doğru yolları

Tâ urur oldu bu şer’in bahr-i mevc
Din’e girer oldu bu halk fevc fevc

Âlemi şer’île pür nûr eyledi
Cân u dil mülkünü mâmur eyledi

Hoş bitirdi ümmetinin işlerin
Hem götürdü yerden ol düşmüşlerin

Halka tebliğ-i risâlet kıldı hem
Anı işitti vü bildi her ümem

Kıldı âlemde cihâdı bî-kıyâs
Ümmet olunca ana her cinn ü nâs

Cümle kâfirlerden aldı intikâm
Tâ ki tutdu dîn i islâm hoş nizam

Ömrünü Hakk buyruğunda kıldı sarf
Emr-i Hakk’tan kalmadı hem hiç bir harf

Hakk Teala emrini getirdi yerine
Her kim anı tutmadîse yirine

Ol kim ana vâcib idi işledi
Ümmetîsen ol dediğin işle dî

Geçdi Hakk emrinde ömrünün önü
Dahi vardı mevte ulaşdı sonu

Bu kemâlât ile ol pâkize zât
Bulmadı mevtden bu âlemde necât

Haşre dek ger denilirse bu kelâm
Nice haşr ola bu olmaya tamâm

Ger dilersiz bulasız oddan necât
Âşk ile derd ile edin es-salât

Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Resûlallah
Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Habîballah
Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Nuru Arşillah

Vefât’ün Nebi (Sallallâhu Aleyhi Vesellem)

Gel beru ey aşk-ı ihvân-i vefâ
Gel beru erbâb-ı irfân-i safâ

İş bu fırkatlu sözü gûş edelim
Derd ile âh eyleyip cûş edelim

Akıtalım gözümüzden yaşları
Tâzelensin bağrımızın başları

Ağlayıp ânın için görmez olan
Yarın oldur Hak Cemâlini gören

Pes bu nakl ile rivâyettir haber
Çün bu fâni mülkte ol hayrül-beşer

Vakt erişti dünyâdan kıla sefer
Ol güneş yüzlü ol alnı kamer

Her kim ol sultân için yaş indire
Yaşı anın tamu od’un söndüre

Altmış üç yaşına girdi ol Habîb
Ol şerif-ü ol latîf ü ol tabip

Geldi Cebrâîl Hakk’tan emrile
Söyledi anda Resûle lûtfile

Dedi sana Zü’l-Celâl etti selâm
Şöyle bilsin dedi ol hayrü’l-enâm

Ben ana key kat’i müştak olmuşam
Cümle halkı âna bende kılmışam

Bu sözü çün kim işitti ol Muîn
Kalbi mahzûn oldu ol şâhın hemîn

Ol mübârek gözlerinden döktü yaş
Cûş edüben ağladı hem dağ ile taş

Hüzn ile girdi içeru evine
Fatıma andaydı geldi yanına

Dedi ey canım baba hâlin nedir
Hasta mı oldu vücûdun nicedir

Dedi ki yâ Fâtıma yanar tenim
Dosta ulaşmak diler cânım benim

Hücre-i Ashâb ederlerdi tavâf
Ağlaşırlardı duruben sâf sâf

Âdet olmuştu Bilâl’e her seher
Esselâ derdi eyâ hayrü’l-beşer

Bir seher dahi geri geldi Bilâl
Dedi buyur ey Habib-i Zü’l-Celâl

Mustafâ dedi Bilâl’e ey lâtif
Bil vücudûmdür bu gün gâyet zâif

Var Ebû Bekr imâm olsun dedi
Tabi olsun ana Ashâbım dedi

Çün Bilâl işitti açtı başını
Gözlerinden döktü kanlı yaşını

Ağlayu ağlayu ol dertli Bilâl
Vardı Ashâb içine saldı melâl

Çün Ebû Bekir durup el bağladı
Duramayup el açuben ağladı

Vardı mihrâba yerini yerini
Hâli gördü ol Resûlün yerini

Derd ile âh eyleyuben ol zaman
Doldu mescidin içi zâr u figân

Mustafa dedi ki tutun durayım
Ol yârânlar katına ben varayım

Ol Habîbin sağ elin tutdu Âli
Sol elin ibn-i Abbâs ol velî

Koltuğûna giruben götürdüler
Tuta tuta mescide yetirdiler

Gayret ile geldi safa Mustafâ
İktidâ Ebû Bekr’e kıldı ol safa

Çün sahâbî hoş tamâm kıldı namaz
Kıldılar ol bi-niyâza çok niyaz

Mustafâ’yı gördü ol hâlde bunlar
Her biri âh edüben ağlaştılar

Kim ölüm ayırıser sizden beni
Allah’a ısmarladım kamunuzu

Hâlik’i zikretti evvel ol şefî
Dedi oldur Pâdişah olun mutî

Hem biliniz ki sivâ fânî dürür
Dâim Allah’tır ki ol bâkîdürür

Anda Ashâba nasîhat eyledi
Lûtfile anları cümle toyladı

Tutuben geri Ali Abbas ile
Geldi eve cümle ashab bîle

Ger dilersiz bulasız oddan necât
Aşk ile derd ile edin essalât

Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Resûlallah
Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Habîballah
Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Nuru Arşillah

Geldi girdi eve ol şâh-ı cihân
Dolmuştu evin içi dışı figân

Fâtıma âh edip anda ağladı
Babasının boynuna el bağladı

Ağlayuben dedi ey canım baba
Gönlümün eğlencesi canım baba

Ölme sen senin için ben öleyim
Sen sağ ol ben sana kurban olayım

Mustafa dedi yâ Fâtıma canım benim
Sil yaşını ağlama canım benim

Böyle deyip yaş ile doldu gözü
Dedi gani ol iki körpe kuzu

Yanıma gelsin Hasan ile Hüseyin
Kim bu gönlüm gamın anlar kesen

Ol iki mâhı varup getürdiler
Mustafa’nın yanına yetürdiler

Dediler kim ey dede n’oldun bugün
Yüreğimize bizim urdun düğüm

Ey n’olaydı böyle görücek sizi
Anamız doğurmamış olsa bizi

Erdi bu hâl üzerine iken Cebrâil
Dedi kim sana selâm etti Celîl

Sordu hâlini dahi dedi Hakk
Gör Habîbim ne kılar benden taleb

Ümmetimi dilerim Hakk’tan dedi
Dilediğim budurur çoktan beri

Geru Hakk’a vardı geldi Cebrâîl
Dedi kim sana selâm etti Celîl

Hakk Teâlâ sana çok lutf işledi
Ol yazıklı ümmetin bağışladı

Hem kıyâmet’te cem’i-i Enbiyâ
Çağrışuben nefsi nefsi söyleye

İllâ yüz tutup Muhammed Hazreti
Edekim vâ ümmetî vâ ümmetî

Ümmet isen hizmeti eyle tamam
Aşk ile de es-salâtü vesselâm

Ger dilersiz bulasız oddan necât
Aşk ile derd ile edin es-salât

Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Resûlallah
Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Habîballah
Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Nuru Arşillah

Fahr-i âlem göç eyledi dünyâdan
Ümmetlerim size olsun elvedâ

Bize gel oldu ol yüce Mevlâ’dan
Ashâblarım size olsun elvedâ

Bunu dedi yaşlar doldu gözüne
Bir figân düştü halkın özüne

Hasan’la Hüseyin’i almış dizine
Kuzularım size olsun elvedâ

Çağırın Bilâl’i gelsin yanıma
Yükümü yüklettim bindim atıma

Helâlım Âişe kızım Fâtıma
Ehl-i beytim size olsun elvedâ

Çağırın Bilâl’i hem salâ versin
Ali yusun, Fazlı suyumu kosun

Ebû Bekir dursun, namazım kılsın
Ashablarım size olsun elvedâ

Terâzînin sağ yanına oturur
Zebâniler tutar tutar götürür

Ümmet olanların işin bitirir
Ümmetlerim size olsun elvedâ

Ebû Bekre der ey pîr-i fânî
Veren alır imiş bu tatlı canı

Firdevs-i alâda bulun siz beni
Ashâblarım size olsun elvedâ

Ger dilersiz bulasız oddan necât
Aşk ile derd ile edin es-salât

Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Resûlallah
Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Habîballah
Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Nuru Arşillah

Cebrâîl geldikte Hakk’tan emr ile
Gelmiş idi anda Azrâîl bile

Taşradan içeriye kıldı nidâ
Dedi kim yâ ehl-i beyt-i Mustafa

İzniniz var mı içeru girmeğe
Ol münevver hub cemali görmeğe

Fâtıma eder eyâ miskîn garîb
Kat’i hastadır Resûl çeker taab

Var işine ey karındaşım arap
Bunda biz ağlaşırız her ruz u şeb

Bir dahi çağırdı der kim gitmezem
Mustafâ’yı görmeden terk etmezem

Fâtıma dedi ana kimsin acep
Dedi bir a’rabiyem kim hoş edep

Maslahat var içeri girsem gerek
Âşıkı mâşûka er görsem gerek

Ey benim devletli babam kimdürür ol
İçeru girmeklik ister yâ Resûl

Mustafa dedi eyâ can ü ciğer
Ol gelen a’rabidir sandın meğer

Ol gelendir eden oğullar yetim
Canlar alıp tenleri kılan remîm

Oldur ol kim mâmuru virân eden
Oldur ol kim göz yaşın ummân eden

Câm-ı mevti sunan oldur Adem’e
Nâr-ı fırkat salan oldur Âdem’e

Adı Azrâîldürür gelsin beri
Kim ne cinn kurtulur andan ne peri

Fâtıma ana kapı açtı revân
Girdi Azrâîl içeri ol zaman

Ol vakit dedi Resûl-ü Müctebâ
Ey emîn hoş geldin imdi merhaba

Sordu kabz için mi geldin yâ melek
Ya ziyâret mi dürür ancak dilek

Dedi gelmişem ziyâret etmeğe
İzn olursa kabz eduben gitmeğe

Hakk buyurdu ben sana olam mutî
Her ne desen ânı tutam yâ şefi

Dedi Âzrâîl’e ol dem ol hümâm
Dilerim senden ilâ yevmi’l-kıyâm

Ben çekeyim ümmetimçün zahmeti
Kıl terahhum anları tutma kati

Bana kıy anlara kıyma yâ melek
Evvel âhir bu durur senden dilek

Hakk Teâlâ’dan nidâ geldi hemin
Yâ Muhammed dedi Rabbü’l-âlemîn

Ğam yeme kim yâ Habîb olma melül
Her ne kim sen diledin oldu kabûl

Dedi ashâba ol hayrü’l enâm
Ümmetime kılasız benden selâm

Ey beni can ile seven ümmetim
Hem seve canı gibi her sünnetim

Her işi bunlara tâlim eyledi
Dahi canın Hakk’a teslim eyledi

Çün sefer kıldı cihandan Mustafa
Dünyâdan hiç kimse ummasın vefâ

Ger dilersiz bulasız oddan necât
Âşk ile derd ile edin es-salât

Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Resûlallah
Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Habîballah
Esselâtü vesselamü Aleyke yâ Nuru Arşillah

Cennet İlahisi

Şol cennetin ırmakları, Akar Allah deyu deyu,
Çıkmış İslâm bülbülleri, Öter Allah deyu deyu.

Aydan aydındır yüzleri, Şekerden tatlı sözleri,
Cennette huri kızları, Gezer Allah deyu deyu.

Salınıp tûba dalları, Kur’an okur hem dilleri,
Cennet bağının gülleri, Kokar Allah deyu deyu.

Kimler yiyip kimler içer, Melekler hem rahmet saçar,
İdris Nebi hulle biçer, Subhanallah deyu deyu

Yunus Emrem var yârîne, Koma bu günü yarına,
Yarın Allah divanına, Varam Allah deyu deyu.

Yunus EMRE

Naat-ı Şerîf

Ol cihanın fahrinin sırrına kurban olayım
Sûre-i Levlâk inen şânına kurban olayım.
Gâbe gavseyni ev edna’sına kurban olayım.
Ben onun ilmine irfânına kurban olayım,

Ben onun esrâr-ı mi’racına kurban olayım.
Ol Ebû Bekr-ü Ömer-i Osman-ı Ali dört yârıdır.
Ol risalet bağının gülü gülzârıdır.
Cümle ashab bağının rahının envârıdır.

Ben onun âline Eshabına kurban olayım.
Ben onun Ashab-u ahbabına kurban olayım.
Ol Hasan hazretlerine zehir içirdi eşkıya,
Hem Hüseyin oldu susuz şehid-i Kerbelâ,

İkisi de aslı nesli cümle âli Mustafâ.
Ben onun evlâd-ı ensabına kurban olayım.
Ben onun evlâd-ı ashabına kurban olayım.
Cümle ümmet’den hayırlıdır O Şahın ümmeti,

Ümmetine cümleden evvel eder Hakk rahmeti,
Evliya onunla buldu bunca lütf-ü izzeti,
Ben onun lütfüna ihsanına kurban olayım.
Ben onun envâr-ı eltafına kurban olayhım.

Her ne denlü Enbiyâ-i Mürselîn kim geldiler.
Ümmeti olmaklığı Hakk’tan temenni ettiler.
Evliyâ ona Niyâzî kul-u kurban oldular.
Ben onun ayağının tozuna kurban olayım.
Yoluna gidenlerin izine kurban olayım.

Niyâzî MISRÎ

Cânân Diye Sevdim

Sevdim seni mâbuduma cânân diye sevdim.
Bir ben değil âlem sana kurbân diye sevdim.

Ecrâm-ı felek levh-i kalem mest-i nigâhın.
Dîdârına âşık ulu yezdân diye sevdim.

Mahşerde nebîler bile senden meded ister.
Gül yüzlü melekler sana hayran diye sevdim.

Bülbülde senin bağrı yanık âşık-ı zârın.
Feryâdı bütün ateş-i Sûzân diye sevdim.

Hûrîler ezelden beri şeydây-ı cemâlin.
Yanmıştı sana Yûsuf u Kan’ân diye sevdim.

Tâ Arş’a çıkar her gece âşıkların âhı
Âsîlere lütfun yüce fermân diye sevdim.

Aşkınla buhurdanlar gibi tütmekte gönüller.
Sensiz bana cennet bile zindan diye sevdim.

Doğ kalbime bir lâhzacık ey nûr-u dilâra.
Sevdânı gönül derdine dermân diye sevdim.

Evlâd-ı ayalden geçerek Ravzana geldim.
Ahlâkını medhetmede Kur’ân diye sevdim.

Kıtmîrinim ey şâh-ı rusül kovma kapından.
Âlemlere rahmet dedi Rahmân diye sevdim.

Ârifleri mesteyler iken mevlid-i pâkin.
Hep nûrlara gark olmada vicdân diye sevdim.

SÜLEYMAN ÇELEBI
(1351-1422 m.)

Meshûr Türkçe "Mevlid" kasîdesinin yazari. Bursa'da dogdu. Kaynaklarda Süleymân Çelebi'nin dogum târihine dâir bir kayda tesâdüf edilmedi. Ancak, Süleymân Çelebi'nin Mevlid'i 60 yasinda yazdigi ve eserin 1409 (H.812) senesinde bittigi, en eski olarak bilinen nüshasinda mevcut bir beyte istinâd etmektedir.1422 (H.825) senesinde vefât ettigi bilindigine göre, onun 1351 (H.752) senesinde dogdugu neticesi çikmaktadir. 

Sultan Birinci Murâd Hanin vezîrlerinden AhmedPasanin oglu, Seyh Mahmûd Efendinin torunudur. Mahmûd Bey, 1338 (H.738) senesindeSadrâzam Süleymân Pasa ile Rumeli'ye sal ile geçenlerdendir. Süleymân Çelebi, Bursa'da asrinin ileri gelen âlimlerinden ilim tahsîl etti. Büyük bir âlim olarak, Sultan Yildirim Bâyezîd zamâninda Dîvân-i hümâyûn imâmi, sonra da Bursa'da onun insâ ve ihyâ ettigi câminin imâmi oldu. Resûlullah efendimize olan muhabbeti, Vesîlet-ün-Necât isimli mevlid kasîdesini yazmasina vesîle oldu. Eserini yazmasinin sebebi olarak gösterilen hâdise hakkinda; Künh-ül-Ahbâr, Güldeste, Tezkire-i Latîfî ve baska kaynaklarda genis bilgi vardir. Süleymân Çelebi'nin vefâti için düsürülen târih, "Râhat-i ervâh"tir. Mezari, Bursa'da Çekirge yolu üzerindedir.

Iyi bir tahsîl gören Süleymân Çelebi,Bursa'daki Ulu Câminin bas imâmligina getirildi. Bu câmideki imâmligi sirasinda, birgünIranli bir vâiz, vâz ve nasîhat ederken, Bekara sûresinin iki yüz seksen besinci âyet-i kerîmesinin; "Biz Allahü teâlânin peygamberlerinden hiç birinin arasini ayird etmeyiz (hepsine inaniriz). Duyduk ve itâat ettik." meâl-i serîfini tefsîr ederken de; "Hazret-i Muhammed ile hazret-i Îsâ arasinda hiçbir farklilik, üstünlük yoktur." diye, kendi kafasina, bozuk inanisina göre tefsîr etti. Cemâat arasinda bulunan bir kimse dayanamayip, ayaga kalkti ve; "Ey câhil! Kendi kafana göre nasil tefsîr edebilirsin? Sen bu ilimde çok gerilerdesin. Hiç peygamberler (aleyhimüsselâm) arasinda üstünlük farki olmaz olur mu? Elbette peygamberimiz Muhammed (aleyhisselâm), bütün peygamberlerden daha üstündür. Burada fark yoktur demek, nübüvvet ve risâlet yönünden fark yoktur demektir. Üstünlükler, mertebeler yönünden degildir. Burada; "Birinin peygamberligini kabûl edip, digerini kabûl etmiyerek aralarinda bir ayrilik gütmeyiz. Herbirini kendi derecelerine göre peygamber olarak kabûl ederiz" buyurulmaktadir. Bundan, derece ve fazîletleri aynidir anlami çikmaz. Bunun isbâti ise, yine Bekara sûresinin iki yüz elli üçüncü âyet-i kerîmesidir. Burada meâlen; "Bu (sûrede sözü geçen) peygamberlerin bir kismini, kendilerine verilen özelliklerle digerlerinden üstün kildik." buyurulmaktadir. Görüldügü gibi, bu iki âyet-i kerîme, bizim âlimlerimizin tefsîr ettigi gibi birbirlerini dogrulamaktadir. Hâlbuki, senin bozuk düsüncene göre birbirlerini tekzib etmektedir ki, hâsâ bu olamaz!" gibi pekçok sözler söyledi, pekçok delîller getirdi. Neticede Iranli vâiz, yanlis düsündügünü kabûl etti. Bütün bunlara sâhid olan Ulu Câmi bas imâmi Süleymân Çelebi, bu hâdiseden dolayi çok duygulanmis ve meshûr Mevlid-i Serîfini yazmistir. Mevlid-i Serîf'inde, hep Ehl-i sünnet îtikâdini anlatmistir. Bu bozuk îtikâdli vâizin sözüne cevap olarak:

"Ölmeyüb Îsâ göge buldugu yol,
Ümmetinden olmak için idi ol."

beytini söyledikten sonra, Resûlullah efendimizin fazîletlerini söyle îzâh etmistir:

"Dahî hem Mûsâ elindeki asâ,
Oldu O'nun izzetine ejderhâ.

Çok temennî kildilar Hak'dan bunlar,
Kim Muhammed ümmetinden olalar.

Gerçi kim bunlar dahî mürsel durur.
Lâkin Ahmed efdâl-ü-ekmel durur.

Zîrâ efdallige ol elyak durur,
Âni öyle bilmeyen ahmak durur."

Süleymân Çelebi, Mevlid'inde; Allahü teâlânin mutlak irâdesini, yoktan var ettigini ve Muhammed aleyhisselâmin hiçbir mahlûkda bulunmayan üstün, yüksek ve emsâlsiz vasiflarini anlatir. Her kelimesinde, gönlü Resûlullah aski ile yanan bir müminin engin ask ve muhabbet kokulari vardir. Hazret-i Muhammed'in diger peygamberlere olan bütün üstünlükleri, en güzel kelimeler ve en vecîz ifâdelerle anlatilmistir.

Mevlid; münâcaat (Allahü teâlâya yalvarma), velâdet (Peygamberimizin dogumu), risâlet (Peygamberligin bildirilisi), mîrâc (Göklere çikisi, Cennet'i ve Cehennem'i görmesi), rihlet (Peygamberimizin vefâti) ve duâ bölümlerinden ibârettir.

Söze Allahü teâlânin ism-i serîfi ile baslayan Süleymân Çelebi, Âdem aleyhisselâmdan Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâma kadar bütün dedeleri olan Peygamberlerin alinlarinda nûr parladigini ve bu nûrun Muhammed aleyhisselâma intikâl ettigini anlatir. Peygamber efendimizin dogusuna genis bir yer ayirarak, O dogarken annesinin neler duyup, neler gördügünü, bu ânda bütün varliklarin engin bir nese içinde kaldiklarini, bütün zerrelerin O'nu büyük nese içinde karsiladigini söyler. Mevlid'de bundan sonra, Muhammed aleyhisselâma peygamberliginin nasil bildirildigini ve mi'râc hâdisesinin nasil oldugunu anlatir. Derin üzüntü içinde yazdigi rihlet ve daha sonra duâ ile Mevlid'ini bitirir. Peygamber efendimizin her varligin yaratilisi sebebi, bütün yaratilmislarin en sereflisi ve O'nu bütün peygamberlere üstün kilanAllahü teâlâya sükürler etmektedir.

Eserde çok olgun fikirler ve kompozisyon bütünlügü vardir. Mevlid, mesnevî seklinden ziyâde, kasîde seklinde tertiblenmistir. Bâzi yerlere gazel parçalari da ilâve edilmistir. Arûz vezni ile yazilmis, (fâilâtün, fâilâtün, fâilün) kalibi kullanilmistir. Yalniz bir yerde (Mef'ûlü, fâilâtü, mefâîlü, fâilün) kalibina yer verilmistir.

Kâfiyeler güzel ve saglamdir. Süleymân Çelebi, Mevlid'in misralarinin mükemmel olmasi için çok titizlik göstermis, bu sebeple Mevlid, üstün sanat sâhibi dîvan sâirlerince dahî sevilip begenilmistir.

Mevlid'de hem olaylarin, hem de düsüncelerin anlatildigi yerlerde, en kisa, en uygun ve mümkün olan en sâde anlatim sekli kullanilmistir. Mevlid'de, hemen her türlü söz ve ifâde sanatina rastlanir. En çok cinâs, tesbîh ve tekrîr gibi sanatlara önem verilmistir. Bölümlerin ve kitabin bütünlügüne titizlik gösterildigi kadar, her misra'in ayri ayri güzelligi de gözden kaçmamaktadir. Mevlid, lirizm (içlilik) ve ögreticiligi (didaktizmi) iyice kaynastirmis bir siir kitabidir. Kuruluktan uzak oldugu gibi, sirf coskunluktan da ibâret degildir. Görünüste kolay, fakat denendiginde benzerinin yazilmasinin çok zor oldugu görülür.

MUHAMMED ALEYHISSELÂMI SEVMEK

Süleymân Çelebi hazretleri, Mevlid'ine Arabî olarak bir önsöz yazarak, söyle buyurmaktadir: "Rahmân ve Rahîm olan Allahü teâlânin ismiyle baslarim. Muhammed aleyhisselâmi bütün yaratilmislarin sebebi, en sereflisi ve en azîzi yapan, makâm-i Mahmûd ile sefâat hakkini vererek O'nu bütün Peygamberlerden üstün kilan, ismini O'nun ismiyle yanyana yazarak, hasedci seytanin burnunu sürtüp, O'nun sânini yücelten Allahü teâlâya hamd-ü-senâlar olsun. Muhammed aleyhisselâm, Allahü teâlânin indinde çok makbûldür. Allahü teâlânin melekleri O'nun yardimcilaridir. Agaçlar, toprak ve taslar, O'nunla konustular. O'nu sevenler dünyâda ve âhirette sevilip kurtulurlar. O'na düsman olanlar kovulup, Cehennem'e atilirlar. Bizi Muhammed aleyhisselâmin ümmeti yapmakla sereflendiren Allahü teâlâya hamd ederim. Serîki ve benzeri olmayan, mekândan münezzeh bulunan Allahü teâlânin bir olduguna sehâdet ederim. O, herkesin kendisine muhtâc oldugu, ibâdet ettigi ve yöneldigi Allahü teâlâdir. O, sâni yüce, kullarini merhametle bagislayandir. Güzel ahlâk ve cömertlik gibi pekçok meziyetleri ortaya çikaran, vâdedilen kiyâmet gününde, her tarafta sefâati kabûl edilir bir sefâatçi olan Muhammed aleyhisselâmin, Allahü teâlanin kulu, resûlü ve habîbi olduguna sehâdet ederim. Allahü teâlâ, O'na seçilmislerin en üstünleri olan temiz âline ve Eshâb-i kirâmina sonsuz rahmet etsin."

1) Sefînet-ül-Evliyâ; c.5, s.144

2) Islâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.13, s.51

3) Vefeyât-i Baldirzâde

4) Güldeste-i Riyâz-i Irfân

5) Tâm Ilmihâl Seâdet-i Ebediyye; (50. Baski) s.1145

 

 

 

 

 

 

Ek bilgiler