ENDÜLÜS MERSİYESİ

Mersiye'nin Hikâyesi:

1492 yılında Endülüs’te ki son sultanlık olan Gırnata Sultanlığı'nın yıkılışının ardından büyük bir zulme uğrayan Endülüs Müslümanları, bir elçi göndererek Osmanlı padişahı 2. Beyazid'den yardım istemişlerdi. İstanbul'a gelen elçi bu arada Padişah'a, Endülüslü Salih Bin Şerif'in ENDÜLÜS MERSİYESİ'ni de sunar.

ENDÜLÜS MERSİYESİ

 


Her yükselen bir gün düşer, inişler başlar zirveden.
Ömrün mutlu günlerine, niçin aldanır ki insan?
Her şey değişir gök gibi, bir gün pırıl pırıl, bir gün bulutlu,
Sen de öylesin işte, bugün güldürmüşse zaman, yarın ağlatır...

Kime uzatmış ki bir şefkat eli bu dünya?
Kime ebedilik vermiş, kime yaramış sonsuzca?
Hedefini delip geçmezse kılıçla mızrak,
Geri döner, yaralar kendi sahibini...

Zaman bu, ne kılıç kını tanır ne sağlam Gımdan kalesi
Çürütür hepsini, paramparça eder zaman kılıcı
Düşün, nerdedir şimdi, var mı onlardan bir iz
Nerde muhteşem taçlı Yemen hükümdarları

Şeddad'ın İrem Bağı, İrem Cenneti nerde
Nerde bugün İran'ın Sasani hükümdarı
Karun'un bitmez tükenmez serveti nerde bugün?
Hani Ad, hani Adnan, hani Kahtan, bu dünya servetleri

Çaresiz onlarda boyun büküp emrine tarihin,
Çekilip gittiler birer birer, bir masal bir efsane gibi
O saltanatlar sanki bir rüyada yaşanmış gibi
Gerçekten değil de, bir hayal bir gölge gibi sanki

Bir vuruşta yere serdi Dara'yı zaman
Yere geçirdi Kisra'yı, ne sarayları kaldı, ne zafer takları
Don vurmuş yapraklar gibi kurudu Sa'b
Düşün ki bir beka bulmadı alemde Süleyman bile

Bin türlü belası var dünyanın işte,
Bazan bir hüzün boşanır, bazan bir sevinç tufanı
Her faciaya bir teselli bulursun belki, ama
Unutulmaz İslam'ın uğradığı bela cihanda

Öyle bir felakete uğradık ki Endülüs'te biz
Üstümüze devrildi sanki, Şehlan ve Uhud dağları
Nazar değdi İslam'a Endülüs'te, bela üstüne bela
Yağdı yağmur gibi, O güzelim şehirler üstüne

Bir sor Belensiye'yi hali nicedir Mürsiye'nin
Duy başına gelenleri Şatibe'nin, Ceyyan'ın
Gördün mü Kurtuba'yı, bir bilgi okyanusu
Bir bilgi deniziydi, görseydin bilginleri

Hıms'ı sor şimdi de, pırıl pırıl aydınlık bahçeleri
Azb ırmağını sor, yine öyle akar mı, şeker tadıydı suyu
İşte bunlardı, Medine'si, gözbebeği Endülüs'ün
Bunlar ki birer viranedir artık, niçin yaşamalı

Yarinden ayrılmış feryatlar koparan bir genç gibi
Öyle dolmuş, hüzünlü gözleri yüce İslam'ın
Soyununca İslam'dan, birer çöle dönüştü sanki
Onlar ki, küfür karanlığı içinde bayındır bugün

Birer kilisedir artık camiler, mescitler
Her yanda çanlar, putlar ve baykuş uğultuları
Donmuş taştansalar da, mihraplar ağlar buna
İnler buna minberler, cansız ağaçtansalar da

Uyan ey gafil kişi ibret denizi zaman
Sen uyumuşsan da, asla uyumaz zaman
Ey korkusuzca, gururla at sürenler kendi ülkesinde
Siz Hıms'ı gördünüz mü, en güzelini ülkelerin

Her facia unutulur biraz belki tarihte
Unutulmaz Endülüste başa gelen belalar
Ey Siz, en güzel ve şahin duruşlu
Arap atlarına binenler, yarış alanlarında

Ey keskin kılıçlı kahramanlar ordusu,
Ey savaşın toz dumanı içinde kılıcı parlayanlar
Siz ey karşı kıtada, bin nimet içinde
Rahat ve mutlu yaşayanlar saltanat içinde

Sizin hiç haberiniz var mıdır Endülüs'ten
Bir siz kalmışsınız duymayan halimizi
Onlar sizden yana çevirip gözlerini ufuklara bakıp,
Bir imdat beklediler, öldürülen asker, esir düşen kadınlar

Yarab, nedir bu çatışma, bu ayrılık İslam arasında
Alıp götürdü, nemiz var, nemiz yok, bir zulüm seli
Dün sultan idiler, bey idiler kendi ülkelerinde
Bugün küfrün elinde bir uşak, bir oyuncak

Çevirmiş onları, dört yandan zillet uçurumları,
Dehşet içinde fırlamış gözleri, kimsesiz ve şaşkın...
Sende görseydin çığlıklarını, çırpınışlarını ey Tanrı kulu
Ocağından koparılıp satıldıklarını köle pazarlarında

O feryatlar senin de aklını koymazdı başında benim gibi
Koparır gibi bedenden ruhu, kopardılar anadan yavrusunu
Yeni doğan güneşin aydınlığı o kızlar ki
Öyle saf temiz, yakut ve mercandan dökülmüş sanki

O kızlar ki, sürüklenip sürüklenip saçlarından
Kirli yataklarına çekildi, kan kustu babaları
Eritir her kalbi bu anlattıklarımın birisi bile
Eğer varsa sende İslam’dan bir iz, ey insanoğlu!!!

 


Ebü'l Beka Salih Bin Şerif (1492)
Çeviren: Osman Yeni