Büyük Türkiye İçin Başkanlık Sistemi Gereklidir

Halihazır anayasa ve mevcut yönetim sistemi Türkiye’ye dar gelmektedir. Zira suistimale çok açık olan mevcut sistem devlet yönetiminde halkın seçtiği meşru hükümetin elini kolunu bağlamaktadır.

Bunu ancak geçen yıl yapılan seçimler sayesinde geç de olsa anladık. Nasıl oldu ise 12 Eylül Darbecilerinin anayasaya koyduğu işe yarayan bir madde ile bu sıkıntıyı aştık. Eğer Anayasayı yapan Orhan Aldıkaçtı ve yardımcıları böyle bir sonucu doğuracağını yani kilitlenen sistemi açacağını bilselerdi, kesinlikle böyle bir maddeyi koymazlardı. Allah şaşırtmış işte.


Seçimlerden sonra hükumet kurulamaz ise 45 gün içinde Cumhurbaşkanı yeniden seçime gidebiliyor. 1982 Anayasasının belki de işe yarayan tek maddesi bu oldu…

Faşist cuntaların yaptırdığı anayasaların ortak bir özelliği vardır. Yönetimi halka değil darbe anayasası ile teşkil edilmiş vesayetçi kurumlara devretmek işlevi görüyor. Yargı, yasama ve yürütme faaliyetleri, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi kurumlar vasıtası ile halktan koparılıyor. Ondan sonra ayıkla pirincin taşını...

Seçimle işbaşına gelen hükumetler adeta cendere içine sıkıştırılıp “benim müsaade ettiğim kadarı ile icraat yapabilirsin” dayatması ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Beyaz Türk adı verilen ve genellikle dönme yani Sabetaycı kişilikleri bu faşist anayasal kurumların başlarına atayan darbeciler, halkın kendi kendini yönetmesine mani olmaya çalışmışlardır. Bunu dirayetli, ileriyi gören ve halkın desteğini kazanmış politikacılar aşmaya çalışmış fakat başlarına gelmeyen de kalmamıştır. Düşünebiliyor musunuz Mecliste en büyük temsil kabiliyetine sahip bir parti (Refah Partisi) Anayasa Mahkemesince kapatılmış ve sonrasında vesayet organları tarafından 28 Şubat 1997’de post modern darbe yapılabilmişti.

Eskiden bunu askerlere yaptırıyorlardı. 27 Mayıs 1960 Faşistleri "Tabii Senatörlük" gibi demokrasilerde eşi emsali görülmemiş icatlar çıkarıyor 12 Eylül 1980 Faşistleri ise “Milli Güvenlik Konseyi” adı altında vesayet kurumları meydana getiriyorlardı.

İşin kötü tarafı üniversite hocalarımdan kaç defa şu sözleri işitmişimdir. Papağan gibi şunu söylerlerdi; 27 Mayıs Anayasası son derece demokratiktir fakat 12 Eylülcüler faşisttir.

İnsanın aklı ile alay edercesine bu saçma sözleri söylemekten çekinmiyorlardı. Al birini vur ötekine... Sonuçta her ikisi de adı üstünde  silahlı darbe yapmış meşru olarak seçilmiş hükumeti devirerek yönetime zorla el koymuşlardır. Yetmedi Başbakan ve en önemli bakanları asmışlar. Daha ne yapsalardı 1-2 milyon vatandaşı da idam edince mi kötü olacaklar? İşte vesayet sisteminin getirdiği ve asla halkın kendi kendisini yönetmesine fırsat vermeyen darbecilerin dayattığı fenalıklar dır bunlar. Aslında bunları yazmak utanç verici çünkü demokrasi liginde bulunduğumuz seviyeyi göstermektedir.

2015 Yılında bu vesayet sisteminin nasıl bir sıkıntıya sebep olduğunu bir kere daha gördük. Defalarca seçim kaybetmiş barajın biraz üstünde oy alabilmiş partiler seçim zaferlerini ilan etmiş % 40’tan fazla oy alan bir partiyi yenilgi uğrattıklarını iddia etmişlerdi. Avrupalılar bizim bu halimize kıs kıs gülüp dalgasını geçtiler. "Beter olun" diyerek hükumet kurulamamasını alkışladılar. Fakat halk, felaketin eşiğinde olduğumuzu görüp mevcut anayasanın belki de işe yarayan tek maddesi sayesinde seçimlere giderek bu sıkıntıyı aşmasını bildi…

Şimdi aklımızı başımıza toplamak zamanıdır. Bir daha bu sıkıntıları yaşamamak için yani halkın diğer rakiplerine fark atarak çoğunluğun desteğini almış bir partiye hükumet kurdurmamak için yapılan kumpasları görüp ders çıkarmamız gerekiyor. Bulunduğumuz coğrafya bu kadar sıkıntıyı kaldıramayacak kadar netameli ve zor bir bölgedir. Kuzeyde, güneyde, doğu ve batıda her yerde kan, barut ve ateş var. Anayasada güçlü hükumetlerin kurulması ve yürütmenin en azından seçim dönemi sonuna kadar rahat karar alarak uygulaması zorunluluk haline gelmiştir…

Kuvvetler ayrılığı prensibi yani yasa yapma, yürütme ve yargının birbirinden ayrılması fikri ta 1789 Büyük Fransız Devriminden kalmadır. Faydaları görüldüğünden dolayı gelişmiş Batı ülkelerinde titizlikle uygulanan bir prensip olarak günümüze gelmiştir. Kuvvetler ayırımı prensibinin faydalı olduğunu düşünüyorum. Fakat mevcut durumda yasa yapma ve yürütme tek elden yapılmaktadır. Mecliste çoğunluğu bulunan parti yasa yapmada tekel olduğu gibi devleti yönetmede de tek başına hareket etmektedir. Buna karşılık “Başkanlık Sistemi” yasa yapma ile yürütmeyi birbirinden ayırmaktadır. En azından seçim dönemi sonuna kadar başkana yürütmede yetki veriliyor, mecliste çoğunluğu kaybetse dahi dönem sonuna kadar yönetme imkanı tanınıyor.

ABD’de şimdi durum aynen bu şekildedir. “Topal ördek” adı verilen ABD Başkanı Obama, hem Temsilciler Meclisinde hem de Senato’da çoğunluğu kaybetmiş durumdadır. Fakat seçime kadar ülkeyi yönetme gücü vardır ve bu hakkı ABD Anayasasından almaktadır. Amerikalıların aklı çalışıyor da bizim aklımız buna niçin ermiyor? İşte bunu anlamakta güçlük çekiyorum.

Belki de bizim sorunumuz gerçekten de demokrasi ve insan haklarına dayalı bir yönetimi içimize sindirememiş olmamızda yatıyor. Başta CHP olmak üzere MHP ve adında güya demokrasi olmasına rağmen HDP, faşizmi utangaç bir şekilde desteklemektedirler. Ağızlarından demokrasi kelimesi hiç düşmese de halkın devleti yönetmesine bir türlü razı olamamaktadırlar. “İhtimaldir ki bazı kelleler uçacaktır” anlayışını temel felsefe haline getirmişlerdir. Zira utanmadan 27 Mayıs Faşist Cuntasının koyduğu Anayasanın değişmez hatta değişmesi teklif dahi edilemez maddelerini hala dayatıyorlar. "Bunlar kırmızı çizgimizdir olmazsa asla yeni anayasa olmaz” diyerek bulundukları dayatmacı ve antidemokratik seviyeyi gösteriyorlar.

Peki adama sormazlar mı? Kurucu meclisin yaptığı Anayasanın 2. Maddesinde “Türk Devletinin dini İslam’dır” maddesi var. Benim gibi İslamiyetin üstünlüğünü her ortamda savunan kişiler bunu dayatıyor muyuz? 1928 Yılında tek parti iktidarı esnasında hiç de demokratik olmayan yöntemlerle bu maddeyi kaldırdınız. Yetmedi 1937 yılında CHP’nin altı okunu ilkeler diye anayasaya zorla soktunuz. Bu yapılması ile övünç duyduğunuz dayatmaları hala utanmadan savunup millete zorla demokrasi diye yutturmaya ne hakkınız var?

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu, haklı olarak “Başkanlık Sistemini” savunuyor ve halka anlatmaya çalışıyor. Fakat öyle bir eğitim sistemimiz var ki adeta tornadan geçirilmiş gibi antidemokratik her uygulamayı demokratlık olarak anlayan bir anlayışa sahip bir toplum haline gelmişiz. Düşünebiliyor musunuz? Bu ülke 25 yıl tek parti diktatörlüğü ile yönetildi. Güya seçim yapılıyor. İnsanlar açık oy gizli sayım usulü ile gidip oy verdiler. Dostlar alışverişte görsün seçim yapıldı ya! 25 Yıl dile kolay. Sonra da bize insan hakları ve demokrasi diye bu faşist yönetimi yutturdular iyi mi!...

Dr. Vehbi KARA