DARBELERİN DAYANAĞI

TBMM’nde olumlu bir gelişme yaşanıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’ni siyasetin merkezinden çekip almak için iktidar ve muhalefetin anlayış birliği içine girdiğine dair sinyaller veriliyor. Hayırlı bir gelişme olarak değerlendiriyorum.

 Milli Güvenlik Kurulunun (MGK) kuruluş , görev ve yetkilerini düzenleyen  1982 tarihli T.C. Anayasasının 118 inci maddesi ve 2945 sayılı MGK  Kanunu; Türk Silahlı Kuvvetleri üst komuta kademesini(Gnkur Bşk. ve Kuvvet Komutanlarını) aktif siyasetin merkezine oturturken ; 211 Sayılı TSK İç Hizmet Kanunun 35.inci maddesi de ,  meşru düzenin Silahlı Kuvvetler tarafından ortadan kaldırılması için yapılan darbelere ve Milli İradeye yapılan müdahalelere  dayanak olarak gösterilmektedir.

 

MGK ile ilgili düşünceleri bir başka zamana bırakalım. Ama darbelerin mevcut mevzuattan nasıl destek aldığı hususunun üstünü biraz açalım.

TSK İç Hizmet Kanunun 35 inci maddesi “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.” hükmünü taşımaktadır. Bu madde, TSK’ne  iç ve dış tehditlere karşı planlar yaparak, güç geliştirerek ve muhtemel hedeflere karşı eğitim ve öğretim faaliyetlerini yürütme görevi vermektedir. 

Türk Silahlı Kuvvetleri:

Dış düşmana karşı “Türk yurdunun”  korunması görevini , Anayasanın 92 nci maddesine göre TBMM’nden ;

Ülke genelinde baş gösteren ayaklanma, Cumhuriyete karşı eylemli bir kalkışma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelen yaygın şiddet hareketleri  gibi İÇ TEHDİTLERE karşı  “Türkiye Cumhuriyetini” koruma görevini de, Anayasanın 119 ve 122 nci  maddelerine göre, olağanüstü hal veya  sıkıyönetim ilan etmek suretiyle, “Bakanlar kurulundan” alması gerekirken;

Emir Komuta zinciri içinde veya bir başka türlü, mevcut  meşru düzeni ortadan kaldıracak şekilde güç kullanması veya kullanma tehdidinde bulunması , TSK’nin bizatihi kendisini anayasal düzene ve meşru otoriteye karşı bir tehdit konumuna sokmaz mı?

TSK’nin, kendiliğinden Türk yurdunu korumak amacıyla bir komşu ülkeye savaş açması düşünülemezken; Cumhuriyeti korumak ve kollamak perdesi arkasında ,  Anayasal düzeni alt üst etmesi  normal karşılanabilir mi?

Tabii ki bunları normal karşılamak mümkün değildir. Bu fiilleri işleyenler, en azından Askeri Ceza Kanununun 100:102 nci maddeleri ile düzenlenen  suçlardan yargılanmaları gerekmektedir.

 

Bu konunun önemli bir diğer yönü de, TSK’nin iç güvenlikle ilgili planlama sürecidir. TSK , askeri stratejik konseptin hazırlanması için gereken verileri , Bakanlar Kurulu tarafından hazırlanması icabeden “MİLLÎ GÜVENLİK SİYASET BELGESİ” nden almaktadır. Bu belge genelde askerler tarafından hazırlanır ve Bakanlar Kuruluna onaylattırılır. Böylece, güvenlikle ilgili sorumlulukları TSK’ ne havale etme kolaycılığını benimseyen kabineler, Silahlı Kuvvetlerin iç müdahalelerine zemin hazırlamış olurlar.

Bu belgenin bir bölümünde iç ve dış tehditler detayları ile incelenir. Süs olsun diye değil, ilgili birimlerce ve özellikle TSK tarafından tedbirler alınsın, planlar geliştirilsin, kuvvetler hazırlansın diye iç tehdit unsurlarına yer verilir. Yani tehdidi tespit etmeyi de tedbiri almayı da Silahlı Kuvvetlere yaptırırsanız, EMASYA planlarından ve sivil otoriteye müdahale edilmesinden şikayet edemezsiniz.

SONUÇ olarak : Devletin yönetiminde kurumlar arasında istişare ve koordinasyon etkin bir şekilde işletilmelidir. Ancak sorumluluk ve otorite bölünmemelidir. YASAMA ve YÜRÜTME yetki ve sorumluluklarına tam olarak sahip olmalıdır. TSK iç siyaset ile ilgilenmek zorunda  bırakılmamalıdır.

İktidarlar ilk iş olarak, Milli Güvenlik planlamalarının dayanağı olan “Milli Güvenlik Siyaset belgesini” kendi “Milli Siyaset” ve “Milli Stratejileri” doğrultusunda, gerçek tehdit unsurlarına göre hazırlamalıdır. İç güvenlikle ilgili planlama , koordinasyon ve harekât merkezi faaliyetleri İçişleri Bakanlığı Karargâhında, dış güvenlikle ilgili faaliyetler Genelkurmay Başkanlığı Karargâhında yürütülmelidir.

Silahlı Kuvvetleri müdahaleye kadar götüren Anayasa hükümleri ve kanunlar başka türlü yorumlara imkân vermeyecek şekilde TBMM’nce ele alınıp yeniden düzenlenmelidir.

Coşkun bir nehir çevresinde  bentler geliştirilmediği zaman , taşkın dönemlerinde tahribatın nerelere uzanacağı nasıl bilinemez ise; yetkileri kanunlarla sınırlanmayan silahlı gücün ehil olmayan ellerde zararlarının uzanacağı yerler de bilinemez.  20.04.2004

 

Adnan Tanrıverdi (Emekli General)